Sivas ta meşhur
olmuş şair yazar ve bilim adamları:
Eldeki bilgilere
göre H.660 veya 662 yıllarında doğduğu tahmin edilen Ahi Emir
Ahmed muhtemelen Horasan’lıdır. Daha sonra
Anadolu topraklarına intikal ederek önce Bayburt’a yerleşmiş, sonra
Sivas’ta karar kılmıştır. Esnafı manevi bakımdan disipline eden Ahilik
mektebinin önemli temsilcilerinden olan bu kişinin vakıf kayıtlarında
tam ismi “Ahi Emir Ahmed Bin
Zeynül-Hacc”
olarak belirtilmiştir.
Halen Vakıflar
Bölge Müdürlüğü tarafından onarılan türbesinde yatmaktadır.
Ebu
Abdullah Ali Bin Mehmed Es-Sivasi
(..... – 1302)
Erdemli bir insan
olup hekimliği ile şöhret bulmuştur. Selçuklu Emirlerinden “Yeşbek”
namına yazdığı “Kitab-ı İksir-il Hayat Fi
Telhis-i Kavaid-il
Muacelat” ismindeki hekimlikle ilgili eserin ön sözü Arapça,
esas bilgiyi ihtiva eden kısmı Farsçadır.
“Akd-ül
Cem’an” adlı eserde yazılı olduğu gibi
Emir Yeşbek Amasya’da Selçuklu saltanatına
bağlı olarak hüküm süren Tacüddin
Altun-baş’ın Atabeyi olup, Hicri 718’de
çıkan bir karışıklıkta katledilmiş ve çocukları Mısır’a kaçmıştır.
Kadı
Ahmed
Burhaneddin (1329 – 1384)
Kendi
saltanatı zamanında yazılan (Bezm-ü
Rezm) adlı eserde belirtildiği üzere aslen
Oğuzların Salur boyundan olan Kadı
Burhaneddin Ahmed,
Hicri 745 tarihinde dünyaya gelmiş, erdemli bir bilgin bir zat
olmasına rağmen hükümet ve siyaset arzusu başını belaya uğratmıştır.
Sivas Hükümdarı olarak “Emir Kadı” namıyla şöhret bulmuş, yakın
çevresinde başladığı tahsilini Mısır’da tamamlamıştır. Kıymetli telif
eserleri şunlardır:
Bir nüshası Ayasofya Kütüphanesi’nde
bulunan Arapça “İksir-üs Saadat-ı Fi
Esrar-ı İbadat” ile “Telvih”
adlı esere “Tercih” ismiyle yazdığı yorumdur. Ayrıca; Arapça, Farsça,
Türkçe şiirleri vardır. Divanının tek nüshası Londra Kütüphanesi’nde
bulunmaktadır.
Hicri 800 yılında Akkoyunlu Aşireti ile
yaptığı kavgada öldürülmüştür. Sivas’ta kendi adıyla anılan
mahalledeki türbede yatmaktadır.
Ahmed
Bin Abdullah Es-Sivasi (..... – 1384)
1384
yılında vefat eden Ahmed Bin Abdullah,
bilgin ve erdemli bir zat olup, hekimlik yapmıştır. (İksir-üs-sade,
Et-Tercih, Şerh-üt Tenkih) önemli telif
eserlerinin yanında bir de Divan’ı bulunmaktadır.
Ahmed
Bin Mahmud Es-Sivasi
(.... – 1387)
Sivas’ta doğmuş ve Hicri 803’de vefat etmiştir. Dini ilimler sahasında
tanınmış olup, önemli telif eserleri şunlardır. (Risalet-ün
Necat), (Riyad’ul
İrhad), (Şerh-u Feraiz-u
Sıraciye), (Uyun-u
Tefasir).
Kemaleddin
İbn-i Hümam
Es-Sivasi (1374-1445)
Fatih devri ulemasından olup, H.790 yılında doğmuş ve 861 yılında
vefat etmiştir. Mensubiyeti itibariyle
Sivas’lıdır. Dedesi Sivas’tan İstanbul yoluyla Mısır’a göç
etmiştir. Tam ismi Kemaleddin
İbn-i Hümam
El-İskenderi Es-Sivasi’dir.
İlimdeki yüksek payesi sebebiyle sağlığında “Şeyh-uş
Şuyuh” (şeyhlerin şeyhi) lakabıyla anılmış
olup birçok eseri bulunmaktadır.
Şehabüddin
Ahmed Es Sivasi
(.... –H.860)
Tefsir bilginidir. Sivas’ta doğmuş ve beldesi alimlerinden öğrenimini
tamamlamıştır. Hicri 860 tarihinde burada vefat etmiştir. (Ayasluğ)
istasyonundan Kuşadası’na giden eski şosenin sol tarafındaki tarlalar
içerisinde gömülüdür. Çeşitli konularda birçok eseri vardır.
Hüsrev
Bin Mehmed Es-Sivasi
(....-1470)
(Molla
Hüsrev) adıyla şöhret bulan,
Hüsrev Bin Mehmed,
Sivas-Tokat arasında iskan edilen Türkmenlerden Arsak Kabilesine
mensuptur. Hicri 886 yılında İstanbul Kadısı iken vefat etmiş ve
naaşı Bursa’ya nakledilerek
Zeyniler Semtindeki kendisinin yaptırdığı
medrese yakınlarında defnolunmuştur.
Birçok konuda eserleri mevcuttur.
İbrahim Bin Hasan Es-Sivasi
Et-Tennuri (....-1471)
Hicri 887 yılında vefat eden ve Ebrahim
Tennuri namıyla şöhret bulan bu zat, Türk
tasavvufunda önemli yeri olan “Güzar-ı
Manevi” adlı eseri tasnifiyle şöhrete ulaşmıştır. Konya’da Mevlana
Sarı Yakub’dan ders almış, tahsilini
tamamladıktan sonra Akşemseddin (K.S)ya
kapılanmıştır. Gülzar-ı Manevi adlı el
yazması eseri bazı kütüphanelerde mevcuttur.
Molla (Mehmed)
Hüsrev (....-1480)
Din bilgini. Sivas’ta medrese öğrenimi gördükten sonra Edirne’ye
geldi. Müderrislik yaptı. Edirne Kadısı, sonra da Rumeli Kazaskeri
oldu. II.Murad döneminde Varna Savaşına
katıldı. İstanbul’un alınışından sonra kadı olan Hızır Bey ölünce onun
yerine getirildi. Daha sonra şeyhülislam oldu. Birçok öğrenci
yetiştiren Hüsrev molla şiirle de uğraştı.
Fıkıha, usule ve tefsire ilişkin yapıtları
vardır.
Hasan Paşa (...-1566)
Kanuni devri vezirlerinden olan Hasan Paşa
Sivas’lıdır. Kapıcı başı iken 1561 yılında Yeniçeri Ağası
olmuş, 1562 yılında Rumeli Valiliği’ne tayin edilmiştir. 1566 yılında
vefat etmiştir.
Muharrem Es-Sivasi
(....-1584)
Şemseddin-i
Sivasi’nin büyük biraderidir. 1584
tarihinde Zile’de vefat etmiştir. En önemli eseri Nahivden (Fevaid’i
Ziyaiyye)’dir.
Kendi el yazısı ile yazdığı (Hidaye)
nüshası Nuru Osmaniye Kütüphanesi’ndedir.
Behram
Paşa (16.YY.)
Sivas’a
büyük hizmetleri olan Behram Paşa, Osmanlı
Saray Mektebi Enderundan yetişmiştir.
Sultan II.Selim B.Murad Han’ın zamanı
idaresinde çalışkanlığı ve kabiliyeti ile yükselmiştir. Kurşunlu Çifte
Hamamları ile hemen bu hamamların yanında olan ve kendi adıyla anılan
Behrampaşa Hanı’nı yaptırmıştır. Hicri
1549 yılında Diyarbekir, daha sonra Bağdat
Beylerbeyliği yapmıştır. En son görevi olan Rumeli Beylerbeyliği
esnasında vefat etmiştir.
Ali Ağa Camii’ni yaptıran ve bu camii mezarlığında gömülü bulunan
Mustafa Bey de Behram Paşa’nın oğludur.
Feyzullah
Bin Şemseddin Ahmed
Es-Sivasi (...-1616)
Din bilginidir. Sivas’ta doğmuş ve Hicri 1032 yılında vefat etmiştir.
İbn-i Malik’in “Şerh-ul
Mesabıh” adlı eserine (ziya-ül
Mesabıh) adıyla bir yorum yazmıştır.
İsmail Bin Sinan Es-Sivasi
(....-1632)
Din
bilginidir. Hicri 1048 yılında Sivas’ta öldü. Klasik dini ilimleri
Abdülmecid Sivasi’den
tahsilen öğrendi. (Feraid)
ismindeki Mülteka Şerhi ile (Risalet-Üs-Sagir
vel-Kebir) başlıca eserlerindendir.
Feraid’in bir nüshası
Ayasofya Kütüphanesinde bulunmaktadır.
Abdülmecid
Bin Muharrem Es-Sivasi (...-1633)
Din bilginidir. Sultan III.Mehmed’in
davetine uyarak İstanbul’a gelmiştir. Hicri 1049 yılında vefat etmiş
ve Eyüp’de Nişancı Dergahına
defnedilmiştir. Şiirlerinde “şeyhi” mahlasını kullanırdı. Telif
eserleri basılmamış ancak, el yazısı ile çoğaltılmıştır. Birçok konuda
eserleri bulunmaktadır.
Abdulkerim
Bin Abdullah El-Vaiz Es-Sivasi (....
–1633)
Din bilginidir. Sivasta doğdu ve Hicri
1049 yılında öldü. El-Camü-n-Nüfus adlı
telif bir eseri vardır.
Recep
Sivasi
(....-1640)
Şemseddin-i
Sivasi’nin (K.S) kardeş çocuğu ve damadı olan bilgin bir
zattır. Yalnız (Necm’ül
Hüda Fil Menakib-I
Şelh-i Şemseddin
Ebi Sena) adlı eseri basılmıştır.
Abdülahad
Sivasi (....-1645)
Hicri 1061 yılında vefat etmiştir. (Muhabbet-ül-abdi
lirabbihi, divan-üs
Soffiyye, Şurutu-talebil-İlmin-Nafi)
adlıtelif eserlerindendir.
Ebus-Sena
Şeyh Şemseddin Ahmed
Es-Sivasi (...-1650)
Din
bilginidir. Tokat’ta bulunan Arakiyyecizade
Şemseddin Efendi’den ders aldı. Tahsilini
İstanbul’da tamamladı. Hicri 1006 tarihinde vefat etti. Sivas Meydan
Camii avlusunda bulunan türbesinde gömülüdür. Birçok alanda eserleri
bulunmaktadır.
Sivaslı
Müftüoğlu
(....-1748)
Hicri 1164 yılında vefat etmiştir. (Ayn-ül-Hayat)
adlı eseri bulunmaktadır.
Numan
Efendi (Sarı Hatipzade) (....-1768)
Devrin
bilgin ve erdemli kişilerinden Şeyh Ahmed
Efendi’nin oğlu olan Müftü Numan Efendi,
Sivas’ın Sarı Hatip Oğulları ailesine mensuptur. Konağı, yaptırdığı
çeşmesi ve kütüphanesi Ulu Camii’nin batısına düşmektedir. Hicri
1182-Miladi 1768 yılında vefat etmiş kütüphanesi ile çeşme arasındaki
aile kabristanına defnedilmiştir.
Büyük Türk Halk Musikisi sanatkarı ve derleyicisi Muzaffer
SARISÖZEN’de
Sarıhatipoğulları ailesine mensup olup,
Müfti Numan Efendi’nin
torunlarındandır.
İvazzade
Halil Paşa (....-1804)
Sadrazam İvaz Mehmet Paşa’nın oğlu. Babasının yüksek makamından
dolayı çabuk ilerledi. Mirahur,
Çavuşbey Tütün gümrüğü emini, Sadaret
kethüdası, Rumeli Valisi, Hatin muhafızı
oldu. Sadrazamlığa getirildi. (1769) Serdar-ı
ekrem sıfatı ile Rus Savaşlarına katıldı. Kartal Sahrasında
bozguna uğradı. MÖnce vezirliği alındı.
Filibe’ye sürüldü. Sonra affedilerek Eğriboz,
Bosna, Selanik ve nihayet Sivas Valiliğine getirildi. 1777 yılında
vefat etti.
Mur
Ali Baba (....-1885)
Halk arasında Mor Ali Baba namıyla tanınan Mur
Ali Baba’nın asıl adı Mehmed b.Ahmed’dir.
Kerkük Türkmenlerindendir. Hicri 1301 (1804)de vefat etmiştir.
Mur Ali Baba
Camiisinin bulunduğu yerde gömülüdür.
Tenbih-üs-salikiyn adlı basılmamış
el yazması bir eseri bulunmaktadır.
Fazlullah
Moral (1878-.....)
Mur Ali Babanın torunu ve
Gulami Abdulkadir
Efendinin oğludur. 1878 yılında Sivas’ta doğmuştur. Babası gibi güzel
yazan bir şair olan Fazlullah
Moral’ın şiirleri didaktik bir hususiyet
gösterir. Mutasavvıf bir aile ocağında yetiştiği için eserlerinde
tasavvufi ve ahlaki görüşler yer almıştır.
Meslek hayatında Amasya, Tokat, Urfa,
Mardin, Şebinkarahisar ve Sivas Lisesi’nde, Sivas Öğretmen Okulu’nda
Türkçe, Arapça, Farsça, Mantık ve Felsefe dersleri okutmuş, Sivas
Dar’ül Hilafe
Medresesi’nde uzun müddet müdürlük yapmıştır.
Bu kültürel hizmetlerin yanında Erzurum Kongresi’ne Sivas temsilcisi
olarak katılmak suretiyle de vatanın kurtuluşuna vesile olan
çalışmalara katılmıştır.
Nüzhet
Efendi (Deli Nüzhet
Sivasi) (.... – 1888)
Devrinin önde gelen ediplerinden erdemli bir kişi olan
Nüzhet Mehmet Efendi, Sivas’ta doğmuştur.
Matbuat Müdürlüğü ve benzeri bir çok devlet
gürevinde bulunmuş, 1888 yılında Sivas’ta vefat
etmiştir.Edebiyat kurallarını ihtiva mana-yı
Kitab) en önemli eseridir.
Abdulkadir
Bin Kör Ali (....-1894)
Sivas’ta
doğmuş ve Hicri 1310 yılında vefat etmiştir. Türkçe şiirlerini
kapsayan bir Divan-ı bulunmaktadır.
Halil Rıfat Paşa (....-1907)
29 Aralık 1882 yılında Sivas Valiliği’ne atanmıştır. Bölge itibari ile
eyalet merkezi olan ve dört sancağı bulunan Sivas’ta Halil Rıfat Paşa
bilhassa yol, içme suyu, okul, tarım ve orman alanlarında unutulmaz
hizmetler yapmıştır. Trabzon-Canik
(Samsun) Elazığ-Malatya-Hasan Çelebi sınırına kadar 410 kilometrelik
Bağdat yolunu yaptırmış bu yol üzerinde 314 köprü ve 829 menfez inşa
etmiştir. Çamlıbel’e kendi parası ile bir
çeşme yaptırmıştır. Tokat-Niksar Ünye’ye kadar olan 76 kilometrelik
şoseyi, ayrıca Kelkit Irmağı üzerinde 630 metre uzunluğunda 41 gözlü
Hamidiye adlı köprüyü ve bunlar dışında 55
köprü ile 32 menfez inşa ettirmiştir. Yozgat-Çorum sınıra kadar 63
kilometre yol açtırmış ve köprüler yaptırmıştır. Merzifon-Osmancık
İlçesi arası yolu 59 kilometrelik bir şose ile bağlattırmıştır.
Şebinkarahisar’dan Trabzon ve Giresun illerine kadar, 64 kilometrelik
bir yol ile Sivas-Hafik-Zara-Koyulhisar-Mesudiye ve Ordu illerine
kadar 212 kilometrelik şose, 92 köprü, 300’den fazla menfez
yaptırmıştır. Ayrıca Sivas’ın kasabalarının ve bir çok köyün yollarını
inşa ettirmiştir. Yol davasındaki şu sözü tarihe geçmiştir.
“Gidemediğin yer senin değildir”
Bütün bu hizmetleri sonunda Sivas’tan görev icabı ayrılarak İzmir’e
tayin olmuş ve 1907 yılında vefat etmiştir.
Vali Muammer Bey (1874 - )
1874’de İstanbul’da doğmuştur. Mülkiye mezunudur. Fransızca,
Arapça, Farsça ve Ermenice dillerini bilirdi. Memuriyete 1899’da Sivas
Vilayet Maiyet Memurluğu ile başlamıştır. 1902’de Hafik Kaymakam
vekilliği yapmış, aynı yıl Kangal Kaymakamlığı’na atanmıştır. 1908’de
bu tarihte Sivas’a bağlı olan Aziziye Kaymakamlığına getirilmiş,
1909’da Kayseri Mutasarrıflığına terfi etmiş, 1911’de adana Valiliğine
oradan Konya Valiliğine, 1913’de Sivas Valiliğine atanmıştır.
Vali Muammer Bey 1923 yılında Sivas milletvekili seçilmiştir.
İhramcızade
İsmail Hakkı Efendi (1880-1969)
1880 yılında Sivas’ta doğmuştur. Dedelerinin Kabe’nin ihramını
değiştirmek gibi bir görevi olduğundan aile isimleri “İhramcızade”
olmuştur.
Ulu Camiinin onarılması, birçok köye su getirilmesi, köprü ve 27 adet
çeşme yaptırması önemli hayır işlerindendir. 1969 yılında vefat
etmiştir.
M.Samih
Fethi (1886 - )
Mehmet Samih Fethi, 1886 yılında
Sivas’ta doğdu. Sivas’ın Alaaddin Paşalar
ailesine mensuptur. Samih Fethi muntazam
bir öğrenim gördükten sonra Sivas lisesi’nde Tarih ve Coğrafya
öğretmeni olarak görev yapmıştır. MeşhurTurhan
tan ve Bedia Tan’ın babasıdır.
Hayri LÜTFULLAH (1899 – 1930)
Sığırcızade Hayri
Lütfullah adı ile tanınır. 1889 yılında doğmuştur. Hukuk
Fakültesine devam etmiştir. Kuvvetli bir yazar ve şairdir. Belediye
reisliği de yapmış, Kızılırmak gazetisinde
makaleler yazmıştır. 1930 yılında ölmüştür.
Mehmet Şükrü AKKAYA (1894-1971)
Yazar, dilbilimci. Orta öğrenimini Kuleli Askeri Lisesi’nde tamamladı.
Harbiye mektebindeki öğrenimi sırasında orduya alındı. Çanakkale
Savaşı’na katıldı. 1927’de askerlikten ayrılarak dil ve tarih öğrenimi
için Almanya’ya gitti. Türkiye’ye döndüğünde Türk Dil Kurumu uzman
üyesi oldu. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde doçent olarak görev
aldı. 1959’da emekliye ayrıldı.
Eflatun Cem GÜNEY (1896-1981)
Kendinin çoğu kez sohbetlerinde açıkça ifade ettiği gibi 1896 doğumlu
olan merhum Eflatun Cem soyca Sivas’lıdır.
Çocuk yaşta babasını ve annesini kaybetmiş, büyük güçlükler içerisinde
1917-18 ders yılı sonunda Sivas Sultanisini (lisesi) bitirmiştir.
Birçok ilim ve san’at adamı ile her sahada
büyük şahsiyetlerin yetişmesine vasıta olan merhum Eflatun Cem fiilen
elliiki yıl devlet ve millet hizmetinde
bulunmuştur.
Büyük emek ve uzun çalışmalar neticesinde 62 kitabı yayınlanmış olan
yazarın eserleri yedi bölümde tasnif edilebilir: Masallar (30 kitap),
Halk Hikayeleri (6 kitap), Halk Fıkraları (1 kitap), Aşıklar ve
Şiirleri (6 kitap), Halk Bilimi (2 kitap), Halk Eğitimi (13 kitap),
Şiir ve Nesir (3 kitap)
Eflatun Cem halk edebiyatı ve folklor alanında hem
teorisyen hem de uygulamacı olarak büyük
çalışmalar yapmıştır. Kerem ile Aslı, Tahir
ile Zühre gibi halk hikayelerimizin bizlere ulaşmasını o sağlamıştır.
2 Ocak 1981 yılında vefat etmiştir.
Muzaffer SARISÖZEN (1899-1967)
Muzaffer Sarısözen 1899 yılında Sivas’ın
Camii Kebir (Ulu Camii) mahallesinde doğmuştur. Babası Sarı Müderris
Hüseyin hüsnü Efendi, annesi Zeliha
Hanımdır. Aile ismi “Sarıhatipzadeler”
ya da halk arasında maruf olan şekliyle “saçlılar”dır.
Sarısözen sanatçı bir ailenin beş erkek
çocuğundan en küçüğüdür. Ağabeyleri; Rüştü
Sarısözen, Sırrı Sarısözen,
Fehri Sarısözen,
Abdülkadir
Sarısözen’dir.17.Yüzyılın divan şairlerinden meşhur müftü
Numan Efendi de bu ailenin en büyüğüdür.
İlköğretimini Sivas Sultanisinde (lisesi) tamamlayan
Sarısözen Birinci dünya ve Kurtuluş
Savaşlarını müteakip Öğretmen Yardımcılığı imtihanını vererek
öğretmenlik görevine başlamış, müzik kabiliyetinin farkına varıldıktan
sonra, sivas ili hesabına “İstanbul
Belediye Konservaturarı”na gönderilmiştir.
Muhtelif orta dereceli okullarda müzik öğretmenliği yapmış, ciddi bir
batı müziği eğitimine imkan sağlamak için özel bir müzik okulu açmış,
ancak çevrenin bütün takdir ve teşviklerine rağmen batı müziği
öğrenmeye istekli gençler bulunamadığından okul kapatılmıştır.
5 kasım 1931 yılında A.Kutsi Tecer ile
beraber “Sivas Halk Şairleri Bayramı”nı gerçekleştiren
Sarısözen bütün hayatını Türk Halk
Musikisinin temel yapı taşları olan türkü ve halk çalgılarını
derlemeye vakfetmiş 1937-1953 yılları arasında 10.000 civarında türkü
ve 10 kadar halk çalgısı eklemiştir. 1953 yılında İzmir, 1954 yılında
İstanbul Radyosu “Yurttan sesler” topluluklarını kurmuştur.
Radyodaki çalışmaları esnasında, halk müziği sanatçısı “Neriman
Altındağ” ile evlenmiş, bu evlilikten “Melili”
adında bir oğulları olmuştur.
1949-1950 yıllarında yine ilk defa onun gayretiyle “Halk Oyunları
Topluluğu”muz Milletlerarası yarışmalara
katılmış ve başarı kazanmıştır. Derleme ve icra çalışmalarının yanında
yayın yapmayı da ihmal etmemiş, büyük bir heyecanla kaleme aldığı
makaleleri muhtelif dergilerde yayınlamıştır. “Seçme Köy Türküleri”,
“Yurttan Sesler”, “Türk Halk Musikisi Usulleri” en önemli
eserlerindendir.
Ömer ALTUĞ (1905 – 1965)
Bestekar ve Tanburi Ömer
Altuğ, 1905 yılında Sivas’ta doğmuştur.
Babası Mehmet Kamil Bey’dir. Sivas’ta Rüşdiye’yi
bitirmiş, bir süre Sultani’de okumuştur.
Vehbi Cem AŞKUN (1909-1979)
Sivas Folkloru denildiğinde hemen aklımıza gelenlerin başında yer alan
Vehbi Cem Aşkun, 1909 yılında Sivas’ta
doğdu. Babasının adı Ömer Lütfi, annesinin
adı Huriye’dir. İlk ve Orta öğrenimini
Sivas’ta yaptı. Takiben izmir Erkek
Öğretmen Okulu’nu bitirdi. Yedi yıl Merzifon’da ilkokul öğretmenliği
yaptıktan sonra Gazi Eğitim Enstitüsü’ne devam etti ve burayı
bitirdikten sonra Sivas Ortaokulu’natayin
oldu. 45 yıl fiilen yazarak, okutarak Sivas’a hizmet etmiştir.
1929-30 yıllarında İzmir’de Hizmet, Ahenk, Yeni Asır, Halkın Sesi,
Anadolu Gazeteleri ile Fikirler adlı dergide yazmaya başlayan Vehbi
Cem, Sivas’ta Şair Feyzi Kutlu ve Avukat Ahmet Göze ile Kızılırmak ve
Ülke gazetelerini çıkarmış ve yönetmiştir. Yine Sivas’ta 4 Eylül ve
Yayla dergilerini çıkartan Vehbi Cem Aşkun
ayrıca Çığır, Dikmen, Sanat Gazetesi ve Ulus Gazetelerinde yıllarca
yazı yazmıştır.
Çok verimli bir yazar olan Vehbi Cem Aşkun’un
otuza yakın basılmış eseri vardır. Bazıları şunlardır; Oğuz Destanı,
Sivas Folkloru, Sivas Kongresi, Aşık Ruhsati,
Kader (roman), Sivas Sultanı Kadıburhanettin,
Duygu Dünyası, mevlana ve Mesneviden
Seçmeler.
Ömrünü Türk kültürüne hizmet etmeye adamış olan Vehbi Cem
Aşkun 1979 yılında vefat etmiştir.
İbrahim ARSLANOĞLU (1920-1995)
1920
yılında Tokat’ta doğdu. 1944 yılında Sivas
İlköğretmen Okulundan mezun olup vatani görevini yaptıktan
sonra Sivas’ın Divriği ilçesine öğretmenlik görevine atandı. Bulunduğu
yerde halk Edebiyatı ve folklor araştırmalarına yönelerek
çalışmalarını 4 Eylül, Yeni Meçmua, Yapı
ve Sivas dergilerinde yayınlanmaya başladı. 1973 yılında Sivas
Folkloru dergisini çıkardı, 1979 yılına kadar 78 sayı basıldı. Altı
ciltlik bu eser Sivas folklorunun araştırılmasında ve tanıtılmasında
en önemli kaynak oldu. Bu arada yirmiye yakın kitap yayınladı. 1981
yılında İhsan Hınçer Türk Folkloru’na
hizmet Ödülünü aldı.
Türk folkloruna yaptığı büyük hizmetlerinden dolayı 1995’te Cumhuriyet
Üniversitesi’nce “Onursal Bilim Doktorluğu”
ünvanı verildi ve aynı yıl İstanbul’da vefat etti.
Prof.Dr.M.Kaya
BİLGEGİL (1921 – 1987)
Bilim
adamı, yazar. Gürün’de doğdu. Orta öğrenimini Gürün, Sivas ve
İstanbul’da yaptı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili
ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. İzmit, Trabzon ve Adana
Liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptı.
Akademik hayata geçiş yaparak çeşitli
üniversitelerde öğretim üyeliği ve fakülte dekanlığı yaptı. 1987 de
İstanbul’da vefat etti.
İlhan BAŞGÖZ (1924 - )
Yazar, araştırmacı, Gemerek ilçesinde doğdu. Yüksek
öğremini Ankara Üniversitesi Dil ve
Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde tamamladı.
Folklor kürsüsünde asistan olarak çalışmaya başladı. Çalıştığı kürsü
kaldırılınca Tokat Lisesi edebiyat öğretmenliğine atandı. Çeşitli
dergilerde halk bilgisi üzerine yazıları yayınlandı. Halkbilgisi
konusunda hazırladığı teziyle doktor oldu.
Daha sonra çalışmalarını yurt dışında sürdürdü. Amerika Birleşik
devletleri Indiana Üniversitesi Asya Araştırmaları Enstitüsünde
öğretim üyesi oldu. Türk Halkbilgisi konusunda derleme ve incelemeleri
vardır.
Prof.Dr.Sedat
Veyis ÖRNEK (1927-1980)
Bilim
adamı, yazar. Zara İlçesinde doğdu. Orta öğrenimini Sivas’ta yaptı.
Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde
tamamladıktan sonra Almanya’da Tübingen
Üniversitesi’nde dinler tarihi ve etnoloji alanında doktora yaptı.
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde etnoloji
asistanı (1961), doçenti ve profesörü (1971) oldu.
Sivas Hakikat gazetesinde 1949’da yayınlanan ilk öyküsünden sonra
Varlık, Değişim, Sır, Türk Dili dergilerinde öyküleri, eleştirileri,
kısa oyunları, çevirileri yayınlandı. Daha çok oyun yazarı olarak
tanındı. Kurt, Pirinçler Yeşerecek, Manda Gözü adlı oyunları yazdı.
Hasan Hüseyin KORKMAZGİL (1927-1984)
Şair, yazar. Gürün’de doğdu. Orta öğrenimini Niğde Ortaokulu ve Adana
Erkek Lisesinde yüksek öğrenimini Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat
bölümünde tamamladı. 1955-1960 arasında Gürün ve Sivas’ta
arzuhalcilik, tabelacılık, hayvan bakıcılığı, toprak işçiliği yaptı.
Daha sonra Ankara’da Akis dergisinde çalıştı. Gazete ve dergilere
Hüseyin Korkmazgil imzasıyla mizah
öyküleri, fıkralar yazdı. Forum dergisini devralıp, yönetti
(1968-1970) İlk şiiri 1959’da Dost dergisinde yayınlandı. Daha sonra
Yelken, Ataç, Varlık, İmece, Yön, Sosyal Adalet dergilerinde çıkan
yazı ve şiirleriyle tanındı. 1963’de yayınlanan
Kavel adlı bir şiir kitabıyla 1964 Yeditepe Şiir Armağanı’nı
1971’de Kızılkuğu kitabındaki şiirleriyle
TRT Şiir Sanat ödülünü aldı. 1981’de Filizkıran Fırtınası adlı
yapıtıyla Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü ile Nevzat Üstün Şiir Ödülü’nü
kazandı.
Şemsi (Şemseddin-i)
Sivasi (1520 - 1597)
Tokat'ın Zile ilçesine bağlı Silis köyünde doğan
Şemseddin Sivas'î, alim ve
mutasavvıf bir şairdir. Babası Seyyid
Mehmet Ebulberekât'tır.
Ahmet Yesevi'nin Horasan Erenleri
Zinciri'nden olan Ebulberekât Horasan'dan
Anadolu'ya kırk kadar sofisi ile gelmişti. (Bazı kaynaklarda 28 sofisi
ile geldiği belirtilir.) Kendisi Hüseyini
olduğu için seyyid lakabını almıştır.
Halk arasında Şems'ül Aziz veya
esmerliğinden dolayı Kara Şems denilen şairin asıl adı
Ahmed, künyesi Ebu's-senâ
lakabı ise Şemseddin'dir. Şiirlerinde
Şemsi mahlasını kullandı. Ebulberekât'ın
dört oğlundan biri olan Şemseddin
Ahmed, yedi yaşında babası ile Amasya'ya
giderek Şeyh Muslihiddin 'in sevgisini
kazandı. Ardından Tokat'a giderek Arakiyecizâde
Şemseddin Efendi ile Şeyh
Şirvani'den ilim tahsil etti. Daha sonra
İstanbul'a giderek ilmini daha da derinleştirdi, müderrisliğe
yükseldi. Bir gün kazaskeri ziyarete gittiği zaman mevki isteyenlerin
küçülmelerini görerek üzüldü ve tasavvufa yöneldi. Devrinde büyük
şöhrete kavuşan Şemseddin
Ahmed, hac görevini ifa etti. Dönüşünde
tekrar İstanbul'da Zile ve Tokat'tan sonra Sivas Valisi Hasan Paşa
tarafından yaptırılan Meydan Camii'nde göreve başlamak üzere Sivas'a
geldi. Sivas'ta çok sayıda öğrenci yetiştirdi.
Hayveti Tarikatının Şemsiyye konulu
kurdu. Seksen yıla yakın ömrünü ilme, öğrenci yetiştirmeye, eserlerini
yazmaya ve irşadlarda bulunmaya vakfetti,
ünü Sivas'ın dışına da yayıldı. III.Mehmet ile Eğri seferine katıldı.
Din, devlet ve millet bütünlüğüne yürekten inanmış bir kimse idi.
Devletin bekası için yaşının ilerlemiş olmasına bakmadan, padişahtan
davet geldiğinde "işittik, itaat ettik, zaten biz her an
hazırlıklıyız. Bismillah, hemen gidelim" diyerek yollara düştü. 1597
(H.1006) yılında vefat etti ve Meydan Camii'nin kuzey tarafında
bulunan türbesine defnedildi.
Nuh felek şemsi toplandı nur ile ölümüne düşürülen tarihlerden
biridir. Soyundan gelen Abdülmecit Sivasî,
Abdullahad Nuri,
Ahmed Sûzî ve Recep Kâmil de güçlü
mutasavvıf şairlerdir. Dergahın son şairi Şeyh
Ahmed Güneren (Rindi)dir.
Yazmış olduğu kırka yakın eserde, yüksek bir din kültürüne sahip
olduğu görülen Şemseddin
Sivasî, Arapça ve Farsça'ya da çok iyi
vakıftır. Şiirlerini tasavvufi fikirlerini ifade etmek ve yaymak
amacıyla yazmış olup, şiiri bir vasıta olarak görmüştür. Duygu ve
düşüncelerini içten ve özlü bir şekilde ifade etmiş, aruz ve hece
vezni ile söylediği şiirlerinde Allah ve Hz.Peygamber
sevgisini dile getirmiştir. Bestelenmiş bir çok ilahisi bulunan
Şemseddin Sivasî,
Mevlid de kaleme almıştır. Şemsi'nin
mevlidi baştan başa tasavvufî bir eserdir, günümüzde de okunmaktadır.
Şiirlerinden bazıları didaktik özellikleri dolayısıyla halk arasında
ezbere bilinen Şemseddin
Sivasî'ye, Sivas halkı sevgi ve hürmetleri
dolayısıyla Şems'ül-Aziz adını da vermiş,
onu Sivas'ın manevi koruyucularından addetmiştir. Türbesi evliya kabri
olarak ziyaret edilen Şemseddin
Sivasî ile ilgili olarak çeşitli
menkıbeler de halk arasında bütün canlılığı ile yaşamaktadır.
Muhlis Akarsu
Muhlis Akarsu,
1948 yılında Sivas'ın Kangal İlçesinin Minarekaya
köyünde doğdu. İlkokulu Minarekaya'da
okudu; bu dönemde Bektaşi Cem cemaatlerinde, yörenin seyitlerinin ve
ozanlarının etkisinde kalarak saz çalıp söylemeye başladı. Malatya'da
ortaokulda okurken, ekonomik yetersizlikler nedeniyle ikinci sınıftan
ayrıldı. Küçük yaşlardan itibaren şiir yazdı, deyiş ve nefes kurdu.
Bağlamasıyla birlikte zakirlik yaptı. 1970
yılında İstanbul'a yerleşti. 1970'li yıllarda söz ve müziği kendine
ait olan ilk 45'lik plağı çıkardı. Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre,
Karacaoğlan, Aşık Veysel doğrularından
yola çıkarak kendine insan sevgisini şiar edindi, tüm yaptıklarında bu
ana temayı temel aldı. 1972 yılında, kendisinin de çok saygı duyduğu
Seyyit Halil
Çiftlik'in kızı Muhibe Leyla
Çiftlik ile evlendi. Bu evliliğinden Pınar, Çınar ve Damla adlarında
üç kızı oldu
Pir Sultan
Halk şairi. Pir Sultan, Sivas'ın Yıldızeli İlçesi'nin
Banaz Köyü'nde doğdu. Asıl adı
Haydar'dır. Sivas Valisi Hızır Paşa önce
hapsetti sonra da halkın Siyaset Meydanı adını verdiği yerde idam
ettirdi. Pir Sultan, Edebiyat tarihimizde dörtyüz
yıldan beri değerinden hiçbir şey kaybetmeyen ve halk pınarımızın gür
ve berrak gözelerinden biridir. Pir Sultan üzerinde yıllarca çalışarak
Pir Sultan Abdallar kitabını yayımlamış olan Edebiyat Tarihçisi
İbrahim Aslanoğlu, Pir Sultan' ı şu
şekilde' değerlendirmekte ve yanlış yorumlandığını belirtmektedir.
Deyişlerinin coşkulu, inançlı ve herkesin^ anlayabileceği sadelikte
olması, duygu ve düşüncelerini rahatlıkla ve ustalıkla
söyleyebilmesi, dizelerinin ve dörtlüklerinin kendi aralarında
bütünlük göstermesi, kelime oyunlarına iltifat etmemesi, köylümüzün
diliyle söylemesi, sosyal konulu şiirleriyle günümüz insanının
dert ve dileklerine, tercüman olması, ayni mahlası taşıyan şairlerin
deyişlerinin ona mal edilmesi, Pir Sultan'ın idam edilmesiyle dikkat
ve ilgileri üzerinde toplamış olması ve de son olarak onunla ilgili
yapılan sürekli yayınlardır. Özellikle idamı ve başka şairlerin
şiirlerinin ona mal edilmesi, Pir Sultan'ı çok boyutlu bir şair gibi
göstermeye zemin hazırlamış ve Pir Sultan 'ı başka bir hüviyete
büründürmüş, hatta zararı da olmuştur. Bu sebeple kendi düşüncesine
uygun bir sürü asi ile devlete baş kaldıran bir zorba,* haksızlığa ve
zulme karşı mücadele eden bir feda), İran Şahı ile işbirliği yapıp,
Alevilerin yoğun olduğu Doğu Anadolu'yu İran'a bağlamak isteyen bir
Safavi hayranı ve bu uğurda asılmayı dahi
göze alan bir kahraman haline getirildi. Aslında Pir Sultan;
Hz.Ali ve Oniki
imam sevgisiyle sarhoş, Alevilik kurallarını açık ve seçik bir dille
anlatan, günlük hayatını kendi halinde sürdürmeye gayret eden coşkulu,
yetenekli ve kudretli bir saz şairidir. Aşın duygu ve eylemlerle hiç
ilgisi olmadığı halde, zamana ve zemine göre duygu ve düşüncelerini
ifadeden sakınmayacak kadar inatçı oluşu ve kendisine yapılan
iftiralar asılmasına sebep olmuştur. İ. Aslanoğlu
1- Pir Sultan (Banazlı) 2- Pir Sultan
Abdal 3-Pir Sultan'ım Haydar (Merzifon ve Çorumlu), 4- Pir Sultan
Abdal (Halil İbrahim), 5- Abdal Pir Sultan (Artova'nın
Daduk köyünden olması muhtemel), 6- Pir
Sultan Abdal (Aruz Şairi) olmak üzere ahi Pir Sultan tespit
ettiğini, bu sayının artacağını, eksilmeyeceğini belirtmektedir.
Özellikle sairin ölümünden sonra söylenenlerin onun tarafından
söylenemeyeceğinden hareketle ve dil, üslup özelliklerini dikkate
alarak bu ayırımı yapmıştır. İlhan Başgöz
ve Sabahattin Eyüboğlu bütün bu şiirlere
Pir Sultan'ın şiirleri değil de Pir Sultan Geleneği adını
vermişlerdir. (Yunus Emre Geleneği, Karacaoğlan
Geleneği gibi) Aslanoğlu kitabında
sairleri ve şiirleri ayırma işini ilk defa
yapmış, her biri kendi bölümünde olmak üzere ahi şairin toplam 439
şiirine yer vermiştir. Pir Sultan'a ait olan 161 şiir incelendiğinde
bu deyişlerde, İslamın temel ibadetlerini,
inancını görmek mümkündür.
Hak Muhammed Ali
geldi dilime
Mürvet günâhıma kalma yâ ali
Külli günâhımı aldım elime
Mürvet günâhıma kalma yâ Ali
Hadîce
Fâtıma mihr-i
mahabbet
Yine senden olur kuluna rahmet
İmam Hasan İmam Hüseyn mürüvvet
Mürvet günâhıma kalma yâ Ali
İmam
Zeynelâbidîn'e erelim
İmamların dîvanına duralım
Doksan bin erlere niyâz edelim
Mürvet günâhıma kalma kalma
yâ Ali
İmâmı
Ca'fer'dir dîdemin
nuru
İmam Bâkır imamların süruru
Dilerim çektirmeye âh ü zârı
Mürvet günâhıma kalma yâ Ali
Mûsi-i
KÂzım'dan İmamı Rızâ
Umarım inâyet edesin bize
Günahım çok benim deyeyim size
Mürvet günâhıma kalma ya Ali
İmam
Taki İmam Naki'dir
virdim
Anlara sığındım dayandım durdum
Hasan-ül-Asker'e yüzümü sürdüm
Mürvet günâhıma kalma ya Ali
Pir Sultan'ım
tamam oldu sözümüz
Muhammed Mehdi'ye var niyâzımız
On iki imâma bağlı özümüz
Mürvet günâhıma kalma yâ Ali
Abdulkadir
Galâmi (1854 - 1886)
Mur
Ali Baba'nın büyük oğludur. Babasından sonra
postnişan olmuştur.Gulâmi, ilk
tahsilini babasından ve Altınoğlu Hoca
Mehmet Efendi'den aldığı derslerle yapmıştır. Ardından da Sivas'ın o
zamanlar en meşhur bilginlerinden olan "Ehramîzade
Hoca Mehmed Efendi"nin derslerine devam
ederek icazetnamesini almıştır.
Gulâmi, çok okuyan, okumayı seven
okuduklarını tahlil eden bir şairdir. Aslında onu başarıya ulaştıran
işte bu özellikleridir. Zamanının şairleri arasında bilgisi ve kültürü
yönünden büyük bir önemi vardır. O günlerde Sivas'a vali olarak gelen
Sırrı Paşa, Abidin Paşa gibi şahsiyetler
Gulâmi'nin bilgi ve kültüründen çok
faydalanmışlardır. Ölümünden sonra Vali Sırrı Paşa çok üzülüyor, hatta
günlerce ağlıyor. Gulâmi, babasının
ölümünden sonra Sivas'taki Kâdiri tarikatının
postnişanı olmuştur.
Gulâmi, sadece tekkede ve post üzerinde
hayatını geçiren bir şair değildir. O, Sivas'ın ilk milli eğitim
müfettişlerindendir. Uzun müddet öğretmenlik de yapmıştır. Daha sonra
milli eğitimden ayrılıp, muhasebecilik yapmıştır. Bir
müddetbu görevde kaldıktan sonra kendi
isteğiyle memuriyet hayatından ayrılmıştır.
Gulâmi, Sivas şairleri
içcinde en lirik olanıdır. O, hayatı
kesinlikle sevmez:
"Dünyada GULÂMİ bulayım rahat dersen
Haktan kesilüp haliki
yar etmeli şimdi"
^Hayatında bir an bile gülmediğini söyleyen şair, karamsardır. Bu
yüzden de 32 yaşında iken vefat etmiştir. Gulâmi
bu zamansız ölümüyle Sivaslı ve Sivaslıları büyük üzüntüye sokmuş,
memleket irfan hayatı için yeri doldurulamayacak bir kayıp olmuştur.
Aşık Veysel (1894 -1973)
Türk Halk şiirinin en güçlü temsilcilerinden biri olan Aşık Veysel,
Rumi 1310, Miladi1894yılında Sivas'a bağlı Şarkışla İlçesi'nin
Sivrialan Köyü'nde doğmuştur. Bunu "Üçyüzonda
gelmiş idim cihana" mısraıyla kendisi de teyit etmektedir. Babasının
adı Ahmet, annesinin adı Gülizar'dır. Aşık
Veysel'in kendisinden büyük Ali isminde bir ağabeyi ile kendisinden
küçük Elif isminde bir kız kardeşi vardır.
Veysel, yedi yaşına kadar her sağlıklı çocuk gibi büyüdü. Fakat yedi
yaşında o yıl Sivas'ta salgın olan çiçek hastalığına yakalanarak sağ
gözünü kaybetti. Bir müddet sonra da sol gözüne perde indi.
Babası sol gözündeki perdeyi aldırmak için şimdi Yozgat iline bağlı
Akdağmadeni'ndeki göz doktoruna götürmeye karar verir. Ancak kader,
oyununu oynamaya devam eder. Bir gün anası inek sağarken Veysel de onu
seyre dalar. O sırada babası, Veysel'in arka tarafından yanlarına
doğru gelir. Veysel, babasının geldiğini duymaz. Babasının "Veysel"
diye seslenmesiyle arkaya döner. Arkaya dönmesiyle birlikte babasının
koltuğunun altındaki övendire (ucu çivili sivri değnek) Veysel'in sol
gözüne saplanır. O gözünü de maalesef kaybeder. Veysel bu olayı:
Genç yaşımda felek vurdu başıma
Aldırdım elimden iki gözümü
Yeni değmiş idim yedi yaşıma
Kayıb ettim baharımı yazımı
diyerek hüzünle hatırlayacaktır.
Peşpeşe gelen bu aksilikler sonucu babası,
Veysel'i avutmak için halk şairlerinin şiirlerini ezberleterek
oyalamaya çalışır. Veysel sever şiirle uğraşmayı... Köylerine gelen
halk ozanlarını büyük ilgiyle dinler, onlara yakınlık duyar. Onun bu
durumu babasının gözünden kaçmaz. Derdini unutsun diye Veysel'e bir
saz alır. Veysel sazla uğraşmaya, çalmaya başlar. İlk saz dersini
babasının yakın arkadaşı Çamşıhlı Ali
Ağa'dan alır.
Bu arada Veysel'in yaşı da gittikçe ilerler. Ailesi onu evlendirmeye
karar verir. Aynı köyden Esma adlı biriyle evlendirirler. Veysel'in,
Esma'dan iki çocuğu olur.
İkinci çocuğu daha on günlük iken anasının memesi ağzına tıkanarak
ölür. Veysel yıkılır ama bu yıkılışla da kalmaz. Eşi Esma evden kaçar.
Bu da yetmez anne ve babasını kaybeder. Felaket bir kere gelmesin,
gelince üst üste gelir. Bu defa da Esma'dan doğan birinci çocuğunu
kaybeder.
Bu felaketlerden sonra Veysel, içine kapanır. Kimseyle konuşmaz,
görüşmez olur. Tek dostu sırdaşı sazdır. Sazıyla dertleşir, konuşur,
ağlar... Veysel'in bu durumu hem akrabalarını, hem de komşularını çok
üzer. Bir araya gelip Veysel'i tekrar evlendirmeye karar verirler.
|