Sivas İnternet, Sivas Tanıtım Eğitim ve Kültür Sitesi
 

 

$ alış

1.6711

$ satış

1.6792

 

alış

2.1032

satış

2.1133

site içi arama

 

ANA SAYFA

I

İLETİŞİM

I

 ÜYE

I

 EĞİTİM

I

SİVAS SİTELERİ

I

 SİTE EKLE

I

İLAN

I

FOTO GALERİ

I

İNDİR

I

ANTİK

 

KENTİMİZ SİVAS 

sivas hakkında
sivas ilçeler
köyler
sivas tarihi
ekonomik yapı
kültürel değerler
sivas folklorü
sivas meşhurları
kaplıcalar
tarihi yerler
coğrafi yapı
sivas yemekleri

 

Sivas link kategorileri

  TÜM LİNKLER
Resmi Kurumlar
İlçe web siteleri
Köy web siteleri
Medya TV
Ticari Kuruluşlar
Kişisel siteler
Siteni Ekle

 


acil telefon rehberi

  acil çağrı merkezleri
  sivas valiliği birimleri
  İl ilçe belediyeleri
  sivas kamu kurumları
  hastane sağlık ocakları
  basın TV gazeteler
  sivas milli eğitim
   okullar

 
dernek meslek vakıflar

  bankalar
  otobüs işletmeleri
 
firmalar market şirket

 sivas eczaneler
  bu gecenin nöbetci eczanesi
  sitede  60 kişi aktif

Google

 
 
SİVAS MEŞHUR SANATÇILAR ŞAİRLER OZANLAR

   
      Şüphesiz halk şairlerimizde diğer sanatçılarımız gibi birbirinden ayrı özelliklere sahiptir. Hiçbir şair, ötekine tıpa tıp benzemez. Ama hemen hemen hepsine aynı gelenek ve törelerden geldikleri için birbirine benzer yanlarıda eksik değildir.

      Bazı şairlerin hepside şiirlerini sazla çalıp çağırırlar. Halk şairi ile sazını birbirinden ayıramayız. Keramet sazdamıdır, sözdemidir bilemeyiz? Aşık sazına gözü gibi bakar. Aşık Veysel'in;

     "Ben ölürsem sazım sen kal dünyada , Gizli sırlarımı aşikar etme" deyişi elbette ki çok anlamlıdır.

      Şairlerimizin hemen hepsi aşk, ölüm, hasret, yiğitlik, tabiat, din gibi temalar işlemişlerdir. Aşk konusu baş köşeyi tutmaktadır. Ölüm karşısında şairlerimizin uysal, teslimkar ama alabildiğine üzüntülüdür. Ölümün bıraktığı yıkımlar, kayıp olan güzellikler dostluklar terennüm edilir.

   Sivas'ın şair ve aşıkları şunlardır:

Şemseddin Sivasi, Pir Sultan Abdal, Ruhsati, Kul Himmet, Suzi, Aşık Veysel, Zaralı Halil Söyler, Mesleki, Aşık Talibi, Recep Kamil, Şeyh Halit.

     Diğer aşıklarımız ise; Sefil Selimi, Aşık Talibi, Gürünlü Aşık Rıza, Ali İzzet Özkan, Veysel Cehdi Kut, Kul Gazi, Feryadi, Belcikli Seyit, Karasarlı Seyit, Aşık İsmeti, Ali Dayı, Şükrani, Nuri Sivasi, Kul Himmet.

      Tabiat teması da Sivas şairleri tarafından en iyi şekilde işlenmiştir. Şairlerimizin en zengin yanlarından birini teşkil etmektedir. Çeşitli hayvanlardan tasvir edilerek tabiat manzarasını tamamlar. Tabiatın güzellikleri yanında çeşitli afetlerde şairin, ozanın gönlünde dile gelmiştir. İşte o zaman şiir olmuş, destan olmuş, türkü olmuş. Anadolu yaylasına göz atıldığı zaman Sivas'ın aşıklar yatağı olduğu görülür. Sivas şairleri aynı zamanda Sivas büyükleridir . Hepside en duru en özlü Türkçe ile söylemişlerdir. Türküleri, deyişleri günlük müzik yaşantımıza girmiştir. Radyo ve televizyon programlarında hemen hemen hepsinin türkülerine yer verilir.

      Yurttan sesler Korosunun kurucusu halk müziğinin derleme ustası Muzaffer Sarısözen'i anmadan geçemeyiz. Ayrıca masal üstadı Eflatun Cem Güney, Tevfik Aksoy Kayabeyzade, Memduh Bey günümüz şairlerinden Vehbi Cem Aşkun edebiyat dalında denemeler yapmış; radyo sanatkarlarından Ömer Altuğ, Emel Sayın ve Selehattin Erorhan da Sivas' ta yetişen Türk musiki ve halk müziği ses sanatçılarıdır. Halk şairlerimizin özelliklerini anlatan bazı ünlü değişlerini şöyle sıralayabiliriz.

 

 
    
     Sivas ta meşhur olmuş şair yazar ve bilim adamları:

Eldeki bilgilere göre H.660 veya 662 yıllarında doğduğu tahmin edilen Ahi Emir Ahmed muhtemelen Horasan’lıdır. Daha sonra Anadolu topraklarına intikal ederek önce Bayburt’a yerleşmiş, sonra Sivas’ta karar kılmıştır. Esnafı manevi bakımdan disipline eden Ahilik mektebinin önemli temsilcilerinden olan bu kişinin vakıf kayıtlarında tam ismi “Ahi Emir Ahmed Bin Zeynül-Hacc” olarak belirtilmiştir.

Halen Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından onarılan türbesinde yatmaktadır.


Ebu Abdullah Ali Bin Mehmed Es-Sivasi (..... –  1302)

Erdemli bir insan olup hekimliği ile şöhret bulmuştur. Selçuklu Emirlerinden “Yeşbek” namına yazdığı “Kitab-ı İksir-il Hayat Fi Telhis-i Kavaid-il Muacelat” ismindeki hekimlikle ilgili eserin ön sözü Arapça, esas bilgiyi ihtiva eden kısmı Farsçadır. “Akd-ül Cem’an” adlı eserde yazılı olduğu gibi Emir Yeşbek Amasya’da Selçuklu saltanatına bağlı olarak hüküm süren Tacüddin Altun-baş’ın Atabeyi olup, Hicri 718’de çıkan bir karışıklıkta katledilmiş ve çocukları Mısır’a kaçmıştır.


Kadı Ahmed Burhaneddin (1329 – 1384)
Kendi saltanatı zamanında yazılan (BezmRezm) adlı eserde belirtildiği üzere aslen Oğuzların Salur boyundan olan Kadı Burhaneddin Ahmed, Hicri 745 tarihinde dünyaya gelmiş, erdemli bir bilgin bir zat olmasına rağmen hükümet ve siyaset arzusu başını belaya uğratmıştır. Sivas Hükümdarı olarak “Emir Kadı” namıyla şöhret bulmuş, yakın çevresinde başladığı tahsilini Mısır’da tamamlamıştır. Kıymetli telif eserleri şunlardır:
Bir nüshası Ayasofya Kütüphanesi’nde bulunan Arapça “İksir-üs Saadat-ı Fi Esrar-ı İbadat” ile “Telvih” adlı esere “Tercih” ismiyle yazdığı yorumdur. Ayrıca; Arapça, Farsça, Türkçe şiirleri vardır. Divanının tek nüshası Londra Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.
Hicri 800 yılında Akkoyunlu Aşireti ile yaptığı kavgada öldürülmüştür. Sivas’ta kendi adıyla anılan mahalledeki türbede yatmaktadır.


Ahmed Bin Abdullah Es-Sivasi (..... – 1384)
1384 yılında vefat eden Ahmed Bin Abdullah, bilgin ve erdemli bir zat olup, hekimlik yapmıştır. (İksir-üs-sade, Et-Tercih, Şerh-üt Tenkih) önemli telif eserlerinin yanında bir de Divan’ı bulunmaktadır.


Ahmed Bin Mahmud Es-Sivasi (.... – 1387)
Sivas’ta doğmuş ve Hicri 803’de vefat etmiştir. Dini ilimler sahasında tanınmış olup, önemli telif eserleri şunlardır. (Risalet-ün Necat), (Riyad’ul İrhad), (Şerh-u Feraiz-u Sıraciye), (Uyun-u Tefasir).  


Kemaleddin İbn-i Hümam Es-Sivasi (1374-1445)
Fatih devri ulemasından olup, H.790 yılında doğmuş ve 861 yılında vefat etmiştir. Mensubiyeti itibariyle Sivas’lıdır. Dedesi Sivas’tan İstanbul yoluyla Mısır’a göç etmiştir. Tam ismi Kemaleddin İbn-i Hümam El-İskenderi Es-Sivasi’dir.
İlimdeki yüksek payesi sebebiyle sağlığında “Şeyh- Şuyuh” (şeyhlerin şeyhi) lakabıyla anılmış olup birçok eseri bulunmaktadır.


Şehabüddin Ahmed Es Sivasi (.... –H.860)
Tefsir bilginidir. Sivas’ta doğmuş ve beldesi alimlerinden öğrenimini tamamlamıştır. Hicri 860 tarihinde burada vefat etmiştir. (Ayasluğ) istasyonundan Kuşadası’na giden eski şosenin sol tarafındaki tarlalar içerisinde gömülüdür. Çeşitli konularda birçok eseri vardır. 


Hüsrev Bin Mehmed Es-Sivasi (....-1470)
(Molla Hüsrev) adıyla şöhret bulan, Hüsrev Bin Mehmed, Sivas-Tokat  arasında iskan edilen Türkmenlerden Arsak Kabilesine mensuptur. Hicri 886 yılında İstanbul Kadısı iken vefat etmiş ve naaşı Bursa’ya nakledilerek Zeyniler Semtindeki kendisinin yaptırdığı medrese yakınlarında defnolunmuştur. Birçok konuda eserleri mevcuttur.


İbrahim Bin Hasan Es-Sivasi Et-Tennuri (....-1471)
Hicri 887 yılında vefat eden ve Ebrahim Tennuri namıyla şöhret bulan bu zat, Türk tasavvufunda önemli yeri olan “Güzar-ı Manevi” adlı eseri tasnifiyle şöhrete ulaşmıştır. Konya’da Mevlana Sarı Yakub’dan ders almış, tahsilini tamamladıktan sonra Akşemseddin (K.S)ya kapılanmıştır. Gülzar-ı Manevi adlı el yazması eseri bazı kütüphanelerde mevcuttur. 


Molla (Mehmed) Hüsrev (....-1480)
Din bilgini. Sivas’ta medrese öğrenimi gördükten sonra Edirne’ye geldi. Müderrislik yaptı. Edirne Kadısı, sonra da Rumeli Kazaskeri oldu. II.Murad döneminde Varna Savaşına katıldı. İstanbul’un alınışından sonra kadı olan Hızır Bey ölünce onun yerine getirildi. Daha sonra şeyhülislam oldu. Birçok öğrenci yetiştiren Hüsrev molla şiirle de uğraştı. Fıkıha, usule ve tefsire ilişkin yapıtları vardır. 


Hasan Paşa (...-1566)
Kanuni devri vezirlerinden olan Hasan Paşa Sivas’lıdır. Kapıcı başı iken 1561 yılında Yeniçeri Ağası olmuş, 1562 yılında Rumeli Valiliği’ne tayin edilmiştir. 1566 yılında vefat etmiştir.


Muharrem Es-Sivasi (....-1584)
Şemseddin-i Sivasi’nin büyük biraderidir. 1584 tarihinde Zile’de vefat etmiştir. En önemli eseri Nahivden (Fevaid’i Ziyaiyye)’dir.
Kendi el yazısı ile yazdığı (Hidaye) nüshası Nuru Osmaniye Kütüphanesi’ndedir.


Behram Paşa (16.YY.)
Sivas’a büyük hizmetleri olan Behram Paşa, Osmanlı Saray Mektebi Enderundan yetişmiştir. Sultan II.Selim B.Murad Han’ın zamanı idaresinde çalışkanlığı ve kabiliyeti ile yükselmiştir. Kurşunlu Çifte Hamamları ile hemen bu hamamların yanında olan ve kendi adıyla anılan Behrampaşa Hanı’nı yaptırmıştır. Hicri 1549 yılında Diyarbekir, daha sonra Bağdat Beylerbeyliği yapmıştır. En son görevi olan Rumeli Beylerbeyliği esnasında vefat etmiştir.
Ali Ağa Camii’ni yaptıran ve bu camii mezarlığında gömülü bulunan Mustafa Bey de Behram Paşa’nın oğludur.


Feyzullah Bin Şemseddin Ahmed Es-Sivasi (...-1616) 
Din bilginidir. Sivas’ta doğmuş ve Hicri 1032 yılında vefat etmiştir. İbn-i Malik’in “Şerh-ul Mesabıh” adlı eserine (ziya-ül Mesabıh) adıyla bir yorum yazmıştır.


İsmail Bin Sinan Es-Sivasi (....-1632)
Din bilginidir. Hicri 1048 yılında Sivas’ta öldü. Klasik dini ilimleri Abdülmecid Sivasi’den tahsilen öğrendi. (Feraid) ismindeki Mülteka Şerhi ile (Risalet-Üs-Sagir vel-Kebir) başlıca eserlerindendir. Feraid’in bir nüshası Ayasofya Kütüphanesinde bulunmaktadır.


Abdülmecid Bin Muharrem Es-Sivasi (...-1633)
Din bilginidir. Sultan III.Mehmed’in davetine uyarak İstanbul’a gelmiştir. Hicri 1049 yılında vefat etmiş ve Eyüp’de Nişancı Dergahına defnedilmiştir. Şiirlerinde “şeyhi” mahlasını kullanırdı. Telif eserleri basılmamış ancak, el yazısı ile çoğaltılmıştır. Birçok konuda eserleri bulunmaktadır.


Abdulkerim Bin Abdullah El-Vaiz Es-Sivasi (.... –1633)
Din bilginidir. Sivasta doğdu ve Hicri 1049 yılında öldü. El-Camü-n-Nüfus adlı telif bir eseri vardır. 


Recep Sivasi (....-1640)
Şemseddin-i Sivasi’nin (K.S) kardeş çocuğu ve damadı olan bilgin bir zattır. Yalnız (Necm’ül Hüda Fil Menakib-I Şelh-i Şemseddin Ebi Sena) adlı eseri basılmıştır.


Abdülahad Sivasi (....-1645)
Hicri 1061 yılında vefat etmiştir. (Muhabbet-ül-abdi lirabbihi, divan-üs Soffiyye, Şurutu-talebil-İlmin-Nafi) adlıtelif eserlerindendir.


Ebus-Sena Şeyh Şemseddin Ahmed Es-Sivasi (...-1650)
Din bilginidir. Tokat’ta bulunan Arakiyyecizade Şemseddin Efendi’den ders aldı. Tahsilini İstanbul’da tamamladı. Hicri 1006 tarihinde vefat etti. Sivas Meydan Camii avlusunda bulunan türbesinde gömülüdür. Birçok alanda eserleri bulunmaktadır.


Sivaslı Müftüoğlu (....-1748)
Hicri 1164 yılında vefat etmiştir. (Ayn-ül-Hayat) adlı eseri bulunmaktadır. 


Numan Efendi (Sarı Hatipzade) (....-1768)
Devrin bilgin ve erdemli kişilerinden Şeyh Ahmed Efendi’nin oğlu olan Müftü Numan Efendi, Sivas’ın Sarı Hatip Oğulları ailesine mensuptur. Konağı, yaptırdığı çeşmesi ve kütüphanesi Ulu Camii’nin batısına düşmektedir. Hicri 1182-Miladi 1768 yılında vefat etmiş kütüphanesi ile çeşme arasındaki aile kabristanına defnedilmiştir.
Büyük Türk Halk Musikisi sanatkarı ve derleyicisi Muzaffer SARISÖZEN’de Sarıhatipoğulları ailesine mensup olup, Müfti Numan Efendi’nin torunlarındandır.


İvazzade Halil Paşa (....-1804)
Sadrazam İvaz Mehmet Paşa’nın oğlu. Babasının yüksek makamından dolayı çabuk ilerledi.  Mirahur, Çavuşbey Tütün gümrüğü emini, Sadaret kethüdası, Rumeli Valisi, Hatin muhafızı oldu. Sadrazamlığa getirildi. (1769) Serdar-ı ekrem sıfatı ile Rus Savaşlarına katıldı. Kartal Sahrasında bozguna uğradı. MÖnce vezirliği alındı. Filibe’ye sürüldü. Sonra affedilerek Eğriboz, Bosna, Selanik ve nihayet Sivas Valiliğine getirildi. 1777 yılında vefat etti.


Mur Ali Baba (....-1885)
Halk arasında Mor Ali Baba namıyla tanınan Mur Ali Baba’nın asıl adı Mehmed b.Ahmed’dir.  Kerkük Türkmenlerindendir. Hicri 1301 (1804)de vefat etmiştir. Mur Ali Baba Camiisinin bulunduğu yerde gömülüdür. Tenbih-üs-salikiyn adlı basılmamış el yazması bir eseri bulunmaktadır. 


Fazlullah Moral  (1878-.....)
Mur Ali Babanın torunu ve Gulami Abdulkadir Efendinin oğludur. 1878  yılında Sivas’ta doğmuştur. Babası gibi güzel yazan bir şair olan Fazlullah Moral’ın şiirleri didaktik bir hususiyet gösterir. Mutasavvıf bir aile ocağında yetiştiği için eserlerinde tasavvufi ve ahlaki görüşler yer almıştır.
Meslek hayatında Amasya, Tokat, Urfa, Mardin, Şebinkarahisar ve Sivas Lisesi’nde, Sivas Öğretmen Okulu’nda Türkçe, Arapça, Farsça, Mantık ve Felsefe dersleri okutmuş, Sivas Dar’ül Hilafe Medresesi’nde uzun müddet müdürlük yapmıştır.
Bu kültürel hizmetlerin yanında Erzurum Kongresi’ne Sivas temsilcisi olarak katılmak suretiyle de vatanın kurtuluşuna vesile olan çalışmalara katılmıştır.


Nüzhet Efendi (Deli Nüzhet Sivasi) (.... – 1888)
Devrinin önde gelen ediplerinden erdemli bir kişi olan Nüzhet Mehmet Efendi, Sivas’ta doğmuştur. Matbuat Müdürlüğü ve benzeri bir çok devlet gürevinde bulunmuş, 1888 yılında Sivas’ta vefat etmiştir.Edebiyat kurallarını ihtiva mana- Kitab) en önemli eseridir.


Abdulkadir Bin Kör Ali (....-1894)
Sivas’ta doğmuş ve Hicri 1310 yılında vefat etmiştir. Türkçe şiirlerini kapsayan bir Divan-ı bulunmaktadır.


Halil Rıfat Paşa (....-1907)
29 Aralık 1882 yılında Sivas Valiliği’ne atanmıştır. Bölge itibari ile eyalet merkezi olan ve dört sancağı bulunan Sivas’ta Halil Rıfat Paşa bilhassa yol, içme suyu, okul, tarım ve orman alanlarında unutulmaz hizmetler yapmıştır. Trabzon-Canik  (Samsun) Elazığ-Malatya-Hasan Çelebi sınırına kadar 410 kilometrelik Bağdat yolunu yaptırmış bu yol üzerinde 314 köprü ve 829 menfez inşa etmiştir. Çamlıbel’e kendi parası ile bir çeşme yaptırmıştır. Tokat-Niksar  Ünye’ye kadar olan 76 kilometrelik şoseyi, ayrıca Kelkit Irmağı üzerinde 630 metre uzunluğunda 41 gözlü Hamidiye adlı köprüyü ve bunlar dışında 55 köprü ile 32 menfez inşa ettirmiştir. Yozgat-Çorum sınıra kadar 63 kilometre yol açtırmış ve köprüler yaptırmıştır. Merzifon-Osmancık İlçesi arası  yolu 59 kilometrelik bir şose ile bağlattırmıştır. Şebinkarahisar’dan Trabzon ve Giresun illerine kadar, 64 kilometrelik bir yol ile Sivas-Hafik-Zara-Koyulhisar-Mesudiye ve Ordu illerine kadar 212 kilometrelik şose, 92 köprü, 300’den fazla menfez yaptırmıştır. Ayrıca Sivas’ın kasabalarının ve bir çok köyün yollarını inşa ettirmiştir. Yol davasındaki şu sözü tarihe geçmiştir. “Gidemediğin yer senin değildir”
Bütün bu hizmetleri sonunda Sivas’tan görev icabı ayrılarak İzmir’e tayin olmuş ve 1907 yılında vefat etmiştir.


Vali Muammer Bey (1874 -  )
1874’de İstanbul’da doğmuştur. Mülkiye mezunudur. Fransızca, Arapça, Farsça ve Ermenice dillerini bilirdi. Memuriyete 1899’da Sivas Vilayet Maiyet Memurluğu ile başlamıştır. 1902’de Hafik Kaymakam vekilliği yapmış, aynı yıl Kangal Kaymakamlığı’na atanmıştır. 1908’de bu tarihte Sivas’a bağlı olan Aziziye Kaymakamlığına getirilmiş, 1909’da Kayseri Mutasarrıflığına terfi etmiş, 1911’de adana Valiliğine oradan Konya Valiliğine, 1913’de Sivas Valiliğine atanmıştır.
Vali Muammer Bey 1923 yılında Sivas milletvekili seçilmiştir.


İhramcızade İsmail Hakkı Efendi (1880-1969)
1880 yılında Sivas’ta doğmuştur. Dedelerinin Kabe’nin ihramını değiştirmek gibi bir görevi olduğundan aile isimleri “İhramcızade” olmuştur.
Ulu Camiinin onarılması, birçok köye su getirilmesi, köprü ve 27 adet çeşme yaptırması önemli hayır işlerindendir. 1969 yılında vefat etmiştir.


M.Samih Fethi (1886 -  )
Mehmet Samih Fethi, 1886 yılında Sivas’ta doğdu. Sivas’ın Alaaddin Paşalar ailesine mensuptur. Samih Fethi muntazam bir öğrenim gördükten sonra Sivas lisesi’nde Tarih ve Coğrafya öğretmeni olarak görev yapmıştır. MeşhurTurhan tan ve Bedia Tan’ın babasıdır.


Hayri LÜTFULLAH (1899 – 1930)
Sığırcızade Hayri Lütfullah adı ile tanınır. 1889 yılında doğmuştur. Hukuk Fakültesine devam etmiştir. Kuvvetli bir yazar ve şairdir. Belediye reisliği de yapmış, Kızılırmak gazetisinde makaleler yazmıştır. 1930 yılında ölmüştür.


Mehmet Şükrü AKKAYA (1894-1971)
Yazar, dilbilimci. Orta öğrenimini Kuleli Askeri Lisesi’nde tamamladı. Harbiye mektebindeki öğrenimi sırasında orduya alındı. Çanakkale Savaşı’na katıldı. 1927’de askerlikten ayrılarak dil ve tarih öğrenimi için Almanya’ya gitti. Türkiye’ye döndüğünde Türk Dil Kurumu uzman üyesi oldu. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde doçent olarak görev aldı. 1959’da emekliye ayrıldı.


Eflatun Cem GÜNEY (1896-1981)
Kendinin çoğu kez sohbetlerinde açıkça ifade ettiği gibi 1896 doğumlu olan merhum Eflatun Cem soyca Sivas’lıdır. Çocuk yaşta babasını ve annesini kaybetmiş, büyük güçlükler içerisinde 1917-18 ders yılı sonunda Sivas Sultanisini (lisesi) bitirmiştir.
Birçok ilim ve san’at adamı ile her sahada büyük şahsiyetlerin yetişmesine vasıta olan merhum Eflatun Cem fiilen elliiki yıl devlet ve millet hizmetinde bulunmuştur.
Büyük emek ve uzun çalışmalar neticesinde 62 kitabı yayınlanmış olan yazarın eserleri yedi bölümde tasnif edilebilir: Masallar (30 kitap), Halk Hikayeleri (6 kitap), Halk Fıkraları (1 kitap), Aşıklar ve Şiirleri (6 kitap), Halk Bilimi (2 kitap), Halk Eğitimi (13 kitap), Şiir ve Nesir (3 kitap)
Eflatun Cem halk edebiyatı ve folklor alanında hem teorisyen hem de uygulamacı olarak büyük çalışmalar yapmıştır. Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre gibi halk hikayelerimizin bizlere ulaşmasını o sağlamıştır. 2 Ocak 1981 yılında vefat etmiştir.


Muzaffer SARISÖZEN (1899-1967)
Muzaffer Sarısözen 1899 yılında Sivas’ın Camii Kebir (Ulu Camii) mahallesinde doğmuştur. Babası Sarı Müderris Hüseyin hüsnü Efendi, annesi Zeliha Hanımdır. Aile ismi “Sarıhatipzadelerya da halk arasında maruf olan şekliyle “saçlılar”dır.
Sarısözen sanatçı bir ailenin beş erkek çocuğundan en küçüğüdür. Ağabeyleri; Rüştü Sarısözen, Sırrı Sarısözen, Fehri Sarısözen, Abdülkadir Sarısözen’dir.17.Yüzyılın divan şairlerinden meşhur müftü Numan Efendi de bu ailenin en büyüğüdür. İlköğretimini Sivas Sultanisinde (lisesi) tamamlayan Sarısözen Birinci dünya ve Kurtuluş Savaşlarını müteakip Öğretmen Yardımcılığı imtihanını vererek öğretmenlik görevine başlamış, müzik kabiliyetinin farkına varıldıktan sonra, sivas ili hesabına “İstanbul Belediye Konservaturarı”na gönderilmiştir.
Muhtelif orta dereceli okullarda müzik öğretmenliği yapmış, ciddi bir batı müziği eğitimine imkan sağlamak için özel bir müzik okulu açmış, ancak çevrenin bütün takdir ve teşviklerine rağmen batı müziği öğrenmeye istekli gençler bulunamadığından okul kapatılmıştır.
5 kasım 1931 yılında A.Kutsi Tecer ile beraber “Sivas Halk Şairleri Bayramı”nı gerçekleştiren Sarısözen bütün hayatını Türk Halk Musikisinin temel yapı taşları olan türkü ve halk çalgılarını derlemeye vakfetmiş 1937-1953 yılları arasında 10.000 civarında türkü ve 10 kadar halk çalgısı eklemiştir. 1953 yılında İzmir, 1954 yılında İstanbul Radyosu “Yurttan sesler” topluluklarını kurmuştur.
Radyodaki çalışmaları esnasında, halk müziği sanatçısı “Neriman Altındağ” ile evlenmiş, bu evlilikten “Melili” adında bir oğulları olmuştur.
1949-1950 yıllarında yine ilk defa onun gayretiyle “Halk Oyunları Topluluğu”muz Milletlerarası yarışmalara katılmış ve başarı kazanmıştır. Derleme ve icra çalışmalarının yanında yayın yapmayı da ihmal etmemiş, büyük bir heyecanla kaleme aldığı makaleleri muhtelif dergilerde yayınlamıştır.  “Seçme Köy Türküleri”, “Yurttan Sesler”, “Türk Halk Musikisi Usulleri” en önemli eserlerindendir.


Ömer ALTUĞ (1905 – 1965)
Bestekar ve Tanburi Ömer Altuğ, 1905 yılında Sivas’ta doğmuştur. Babası Mehmet Kamil Bey’dir. Sivas’ta Rüşdiye’yi bitirmiş, bir süre Sultani’de okumuştur.


Vehbi Cem AŞKUN (1909-1979)
Sivas Folkloru denildiğinde hemen aklımıza gelenlerin başında yer alan Vehbi Cem Aşkun, 1909 yılında Sivas’ta doğdu. Babasının adı Ömer Lütfi, annesinin adı Huriye’dir. İlk ve Orta öğrenimini Sivas’ta yaptı. Takiben izmir Erkek Öğretmen Okulu’nu bitirdi. Yedi yıl Merzifon’da ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra Gazi Eğitim Enstitüsü’ne devam etti ve burayı bitirdikten sonra Sivas Ortaokulu’natayin oldu. 45 yıl fiilen yazarak, okutarak Sivas’a hizmet etmiştir.
1929-30 yıllarında İzmir’de Hizmet, Ahenk, Yeni Asır, Halkın Sesi, Anadolu Gazeteleri ile Fikirler  adlı dergide yazmaya başlayan Vehbi Cem, Sivas’ta Şair Feyzi Kutlu ve Avukat Ahmet Göze ile Kızılırmak ve Ülke gazetelerini çıkarmış ve yönetmiştir. Yine Sivas’ta 4 Eylül ve Yayla dergilerini çıkartan Vehbi Cem Aşkun ayrıca Çığır, Dikmen, Sanat Gazetesi ve Ulus Gazetelerinde yıllarca yazı yazmıştır.
Çok verimli bir yazar olan Vehbi Cem Aşkun’un otuza yakın basılmış eseri vardır. Bazıları şunlardır; Oğuz Destanı, Sivas Folkloru, Sivas Kongresi, Aşık Ruhsati, Kader (roman), Sivas Sultanı Kadıburhanettin, Duygu Dünyası, mevlana ve Mesneviden Seçmeler.
Ömrünü Türk kültürüne hizmet etmeye adamış olan Vehbi Cem Aşkun 1979 yılında vefat etmiştir.


İbrahim ARSLANOĞLU (1920-1995)
1920 yılında Tokat’ta doğdu. 1944 yılında Sivas İlköğretmen Okulundan mezun olup vatani görevini yaptıktan sonra Sivas’ın Divriği ilçesine öğretmenlik görevine atandı. Bulunduğu yerde halk Edebiyatı ve folklor araştırmalarına yönelerek çalışmalarını 4 Eylül, Yeni Meçmua, Yapı ve Sivas dergilerinde yayınlanmaya başladı. 1973 yılında Sivas Folkloru dergisini çıkardı, 1979 yılına kadar 78 sayı basıldı. Altı ciltlik bu eser Sivas folklorunun araştırılmasında ve tanıtılmasında en önemli kaynak oldu. Bu arada yirmiye yakın kitap yayınladı. 1981 yılında İhsan Hınçer Türk Folkloru’na hizmet Ödülünü aldı.
Türk folkloruna yaptığı büyük hizmetlerinden dolayı 1995’te Cumhuriyet Üniversitesi’nce “Onursal Bilim Doktorluğu” ünvanı verildi ve aynı yıl İstanbul’da vefat etti.


Prof.Dr.M.Kaya BİLGEGİL (1921 – 1987)
Bilim adamı, yazar. Gürün’de doğdu. Orta öğrenimini Gürün, Sivas ve İstanbul’da yaptı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. İzmit, Trabzon ve Adana Liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptı.
Akademik hayata geçiş yaparak çeşitli üniversitelerde öğretim üyeliği ve fakülte dekanlığı yaptı. 1987 de İstanbul’da vefat etti.


İlhan BAŞGÖZ (1924 -  )
Yazar, araştırmacı, Gemerek ilçesinde doğdu. Yüksek öğremini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde tamamladı. Folklor kürsüsünde asistan olarak çalışmaya başladı. Çalıştığı kürsü kaldırılınca Tokat Lisesi edebiyat öğretmenliğine atandı. Çeşitli dergilerde halk bilgisi üzerine yazıları yayınlandı.  Halkbilgisi konusunda hazırladığı teziyle doktor oldu.
Daha sonra çalışmalarını yurt dışında sürdürdü. Amerika Birleşik devletleri Indiana Üniversitesi Asya Araştırmaları Enstitüsünde öğretim üyesi oldu. Türk Halkbilgisi konusunda derleme ve incelemeleri vardır.


Prof.Dr.Sedat Veyis ÖRNEK (1927-1980)
Bilim adamı, yazar. Zara İlçesinde doğdu. Orta öğrenimini Sivas’ta yaptı. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tamamladıktan sonra Almanya’da Tübingen Üniversitesi’nde dinler tarihi ve etnoloji alanında doktora yaptı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde etnoloji asistanı (1961), doçenti  ve profesörü (1971) oldu.
Sivas Hakikat gazetesinde 1949’da yayınlanan ilk öyküsünden sonra Varlık, Değişim, Sır, Türk Dili dergilerinde öyküleri, eleştirileri, kısa oyunları, çevirileri yayınlandı. Daha çok oyun yazarı olarak tanındı. Kurt, Pirinçler Yeşerecek, Manda Gözü adlı oyunları yazdı.


Hasan Hüseyin KORKMAZGİL (1927-1984)
Şair, yazar. Gürün’de doğdu. Orta öğrenimini Niğde Ortaokulu ve Adana Erkek Lisesinde yüksek öğrenimini Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümünde tamamladı. 1955-1960 arasında Gürün ve Sivas’ta arzuhalcilik, tabelacılık, hayvan bakıcılığı, toprak işçiliği yaptı.
Daha sonra Ankara’da Akis dergisinde çalıştı. Gazete ve dergilere Hüseyin Korkmazgil imzasıyla mizah öyküleri, fıkralar yazdı. Forum dergisini devralıp, yönetti (1968-1970) İlk şiiri 1959’da Dost dergisinde yayınlandı. Daha sonra Yelken, Ataç, Varlık, İmece, Yön, Sosyal Adalet dergilerinde çıkan yazı ve şiirleriyle tanındı. 1963’de yayınlanan Kavel adlı bir şiir kitabıyla 1964 Yeditepe Şiir Armağanı’nı 1971’de Kızılkuğu kitabındaki şiirleriyle TRT Şiir Sanat ödülünü aldı. 1981’de Filizkıran Fırtınası adlı yapıtıyla Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü ile Nevzat Üstün Şiir Ödülü’nü kazandı.


Şemsi (Şemseddin-i) Sivasi (1520 - 1597)
Tokat'ın Zile ilçesine bağlı Silis köyünde doğan Şemseddin Sivas'î, alim ve mutasavvıf bir şairdir. Babası Seyyid Mehmet Ebulberekât'tır.
Ahmet Yesevi'nin Horasan Erenleri Zinciri'nden olan Ebulberekât Horasan'dan Anadolu'ya kırk kadar sofisi ile gelmişti. (Bazı kaynaklarda 28 sofisi ile geldiği belirtilir.) Kendisi Hüseyini olduğu için seyyid lakabını almıştır.
Halk arasında Şems'ül Aziz veya esmerliğinden dolayı Kara Şems denilen şairin asıl adı Ahmed, künyesi Ebu's-senâ lakabı ise Şemseddin'dir. Şiirlerinde Şemsi mahlasını kullandı. Ebulberekât'ın dört oğlundan biri olan Şemseddin Ahmed, yedi yaşında babası ile Amasya'ya giderek Şeyh Muslihiddin 'in sevgisini kazandı. Ardından Tokat'a giderek Arakiyecizâde Şemseddin Efendi ile Şeyh Şirvani'den ilim tahsil etti. Daha sonra İstanbul'a giderek ilmini daha da derinleştirdi, müderrisliğe yükseldi. Bir gün kazaskeri ziyarete gittiği zaman mevki isteyenlerin küçülmelerini görerek üzüldü ve tasavvufa yöneldi. Devrinde büyük şöhrete kavuşan Şemseddin Ahmed, hac görevini ifa etti. Dönüşünde tekrar İstanbul'da Zile ve Tokat'tan sonra Sivas Valisi Hasan Paşa tarafından yaptırılan Meydan Camii'nde göreve başlamak üzere Sivas'a geldi. Sivas'ta çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Hayveti Tarikatının Şemsiyye konulu kurdu. Seksen yıla yakın ömrünü ilme, öğrenci yetiştirmeye, eserlerini yazmaya ve irşadlarda bulunmaya vakfetti, ünü Sivas'ın dışına da yayıldı. III.Mehmet ile Eğri seferine katıldı. Din, devlet ve millet bütünlüğüne yürekten inanmış bir kimse idi. Devletin bekası için yaşının ilerlemiş olmasına bakmadan, padişahtan davet geldiğinde "işittik, itaat ettik, zaten biz her an hazırlıklıyız. Bismillah, hemen gidelim" diyerek yollara düştü. 1597 (H.1006) yılında vefat etti ve Meydan Camii'nin kuzey tarafında bulunan türbesine defnedildi.
Nuh felek şemsi toplandı nur ile ölümüne düşürülen tarihlerden biridir. Soyundan gelen Abdülmecit Sivasî, Abdullahad Nuri, Ahmed Sûzî ve Recep Kâmil de güçlü mutasavvıf şairlerdir. Dergahın son şairi Şeyh Ahmed Güneren (Rindi)dir. Yazmış olduğu kırka yakın eserde, yüksek bir din kültürüne sahip olduğu görülen Şemseddin Sivasî, Arapça ve Farsça'ya da çok iyi vakıftır. Şiirlerini tasavvufi fikirlerini ifade etmek ve yaymak amacıyla yazmış olup, şiiri bir vasıta olarak görmüştür. Duygu ve düşüncelerini içten ve özlü bir şekilde ifade etmiş, aruz ve hece vezni ile söylediği şiirlerinde Allah ve Hz.Peygamber sevgisini dile getirmiştir. Bestelenmiş bir çok ilahisi bulunan Şemseddin Sivasî, Mevlid de kaleme almıştır. Şemsi'nin mevlidi baştan başa tasavvufî bir eserdir, günümüzde de okunmaktadır. Şiirlerinden bazıları didaktik özellikleri dolayısıyla halk arasında ezbere bilinen Şemseddin Sivasî'ye, Sivas halkı sevgi ve hürmetleri dolayısıyla Şems'ül-Aziz adını da vermiş, onu Sivas'ın manevi koruyucularından addetmiştir. Türbesi evliya kabri olarak ziyaret edilen Şemseddin Sivasî ile ilgili olarak çeşitli menkıbeler de halk arasında bütün canlılığı ile yaşamaktadır.


Muhlis Akarsu

Muhlis Akarsu, 1948 yılında Sivas'ın Kangal İlçesinin Minarekaya köyünde doğdu. İlkokulu Minarekaya'da okudu; bu dönemde Bektaşi Cem cemaatlerinde, yörenin seyitlerinin ve ozanlarının etkisinde kalarak saz çalıp söylemeye başladı. Malatya'da ortaokulda okurken, ekonomik yetersizlikler nedeniyle ikinci sınıftan ayrıldı. Küçük yaşlardan itibaren şiir yazdı, deyiş ve nefes kurdu. Bağlamasıyla birlikte zakirlik yaptı. 1970 yılında İstanbul'a yerleşti. 1970'li yıllarda söz ve müziği kendine ait olan ilk 45'lik plağı çıkardı. Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Karacaoğlan, Aşık Veysel doğrularından yola çıkarak kendine insan sevgisini şiar edindi, tüm yaptıklarında bu ana temayı temel aldı. 1972 yılında, kendisinin de çok saygı duyduğu Seyyit Halil Çiftlik'in kızı Muhibe Leyla Çiftlik ile evlendi. Bu evliliğinden Pınar, Çınar ve Damla adlarında üç kızı oldu


Pir Sultan
Halk  şairi.  Pir  Sultan,  Sivas'ın  Yıldızeli  İlçesi'nin  Banaz  Köyü'nde doğdu.  Asıl  adı Haydar'dır. Sivas Valisi Hızır Paşa önce hapsetti sonra da halkın Siyaset Meydanı adını verdiği yerde idam ettirdi. Pir Sultan, Edebiyat tarihimizde dörtyüz yıldan beri değerinden hiçbir şey kaybetmeyen ve halk pınarımızın gür ve berrak gözelerinden biridir. Pir Sultan üzerinde yıllarca çalışarak Pir Sultan Abdallar kitabını yayımlamış olan Edebiyat Tarihçisi İbrahim Aslanoğlu, Pir Sultan' ı şu şekilde' değerlendirmekte ve yanlış yorumlandığını belirtmektedir. Deyişlerinin coşkulu, inançlı ve herkesin^ anlayabileceği  sadelikte olması,  duygu  ve  düşüncelerini  rahatlıkla ve ustalıkla söyleyebilmesi, dizelerinin ve dörtlüklerinin kendi aralarında bütünlük göstermesi, kelime oyunlarına iltifat etmemesi, köylümüzün  diliyle  söylemesi,  sosyal  konulu  şiirleriyle günümüz  insanının  dert  ve  dileklerine, tercüman olması, ayni mahlası taşıyan şairlerin deyişlerinin ona mal edilmesi, Pir Sultan'ın idam edilmesiyle dikkat ve ilgileri üzerinde toplamış olması ve de son olarak onunla ilgili yapılan sürekli yayınlardır. Özellikle idamı ve başka şairlerin şiirlerinin ona mal edilmesi, Pir Sultan'ı çok boyutlu bir şair gibi göstermeye zemin hazırlamış ve Pir Sultan 'ı başka bir hüviyete büründürmüş, hatta zararı da olmuştur. Bu sebeple kendi düşüncesine uygun bir sürü asi ile devlete baş kaldıran bir zorba,* haksızlığa ve zulme karşı mücadele eden bir feda), İran Şahı ile işbirliği yapıp, Alevilerin yoğun olduğu Doğu Anadolu'yu İran'a bağlamak isteyen bir Safavi hayranı ve bu uğurda asılmayı dahi göze alan bir kahraman haline getirildi. Aslında Pir Sultan; Hz.Ali ve Oniki imam sevgisiyle sarhoş, Alevilik kurallarını açık ve seçik bir dille anlatan, günlük hayatını kendi halinde sürdürmeye gayret eden coşkulu, yetenekli ve kudretli bir saz şairidir. Aşın duygu ve eylemlerle hiç ilgisi olmadığı halde, zamana ve zemine göre duygu ve düşüncelerini ifadeden sakınmayacak kadar inatçı oluşu ve kendisine yapılan iftiralar asılmasına sebep olmuştur. İ. Aslanoğlu 1- Pir Sultan (Banazlı) 2- Pir Sultan Abdal 3-Pir Sultan'ım Haydar (Merzifon ve Çorumlu), 4- Pir Sultan Abdal (Halil İbrahim), 5- Abdal Pir Sultan (Artova'nın Daduk köyünden olması muhtemel), 6- Pir Sultan Abdal (Aruz Şairi) olmak üzere ahi Pir Sultan  tespit  ettiğini,  bu  sayının  artacağını,  eksilmeyeceğini  belirtmektedir.  Özellikle  sairin ölümünden  sonra  söylenenlerin  onun  tarafından  söylenemeyeceğinden  hareketle  ve  dil,  üslup özelliklerini dikkate alarak bu ayırımı yapmıştır. İlhan Başgöz ve Sabahattin Eyüboğlu bütün bu şiirlere Pir Sultan'ın şiirleri değil de Pir Sultan Geleneği adını vermişlerdir. (Yunus Emre Geleneği, Karacaoğlan Geleneği gibi) Aslanoğlu kitabında sairleri ve şiirleri ayırma işini ilk defa yapmış, her biri kendi bölümünde olmak üzere ahi şairin toplam 439 şiirine yer vermiştir. Pir Sultan'a ait olan 161 şiir incelendiğinde bu deyişlerde, İslamın temel ibadetlerini, inancını görmek mümkündür.

 Hak Muhammed Ali geldi dilime
Mürvet günâhıma kalma ali
Külli günâhımı aldım elime
Mürvet günâhıma kalma Ali

 Hadîce Fâtıma mihr-i mahabbet
Yine senden olur kuluna rahmet
İmam Hasan İmam Hüseyn mürüvvet
Mürvet günâhıma kalma Ali

 İmam Zeynelâbidîn'e erelim
İmamların dîvanına duralım
Doksan bin erlere niyâz edelim
Mürvet günâhıma kalma kalma Ali

 İmâmı Ca'fer'dir dîdemin nuru
İmam Bâkır imamların süruru
Dilerim çektirmeye âh ü zârı
Mürvet günâhıma kalma Ali

 Mûsi-i KÂzım'dan İmamı Rızâ
Umarım inâyet edesin bize
Günahım çok benim deyeyim size
Mürvet günâhıma kalma ya Ali

 İmam Taki İmam Naki'dir virdim
Anlara sığındım dayandım durdum
Hasan-ül-Asker'e yüzümü sürdüm
Mürvet günâhıma kalma ya Ali

 Pir Sultan'ım tamam oldu sözümüz
Muhammed Mehdi'ye var niyâzımız
On iki imâma bağlı özümüz
Mürvet günâhıma kalma Ali


Abdulkadir Galâmi (1854 - 1886)

Mur Ali Baba'nın büyük oğludur. Babasından sonra postnişan olmuştur.Gulâmi, ilk tahsilini babasından ve Altınoğlu Hoca Mehmet Efendi'den aldığı derslerle yapmıştır. Ardından da Sivas'ın o zamanlar en meşhur bilginlerinden olan "Ehramîzade Hoca Mehmed Efendi"nin derslerine devam ederek icazetnamesini almıştır.
Gulâmi, çok okuyan, okumayı seven okuduklarını tahlil eden bir şairdir. Aslında onu başarıya ulaştıran işte bu özellikleridir. Zamanının şairleri arasında bilgisi ve kültürü yönünden büyük bir önemi vardır. O günlerde Sivas'a vali olarak gelen Sırrı Paşa, Abidin Paşa gibi şahsiyetler Gulâmi'nin bilgi ve kültüründen çok faydalanmışlardır. Ölümünden sonra Vali Sırrı Paşa çok üzülüyor, hatta günlerce ağlıyor. Gulâmi, babasının ölümünden sonra Sivas'taki Kâdiri tarikatının postnişanı olmuştur.
Gulâmi, sadece tekkede ve post üzerinde hayatını geçiren bir şair değildir. O, Sivas'ın ilk milli eğitim müfettişlerindendir. Uzun müddet öğretmenlik de yapmıştır. Daha sonra milli eğitimden ayrılıp, muhasebecilik yapmıştır. Bir müddetbu görevde kaldıktan sonra kendi isteğiyle memuriyet hayatından ayrılmıştır.
Gulâmi, Sivas şairleri içcinde en lirik olanıdır. O, hayatı kesinlikle sevmez:
"Dünyada GULÂMİ bulayım rahat dersen
Haktan kesilüp haliki yar etmeli şimdi"
^Hayatında bir an bile gülmediğini söyleyen şair, karamsardır. Bu yüzden de 32 yaşında iken vefat etmiştir. Gulâmi bu zamansız ölümüyle Sivaslı ve Sivaslıları büyük üzüntüye sokmuş, memleket irfan hayatı için yeri doldurulamayacak bir kayıp olmuştur.


Aşık Veysel  (1894 -1973)
Türk Halk şiirinin en güçlü temsilcilerinden biri olan Aşık Veysel, Rumi 1310, Miladi1894yılında Sivas'a bağlı Şarkışla İlçesi'nin Sivrialan Köyü'nde doğmuştur. Bunu "Üçyüzonda gelmiş idim cihana" mısraıyla kendisi de teyit etmektedir. Babasının adı Ahmet, annesinin adı Gülizar'dır. Aşık Veysel'in kendisinden büyük Ali isminde bir ağabeyi ile kendisinden küçük Elif isminde bir kız kardeşi vardır.
Veysel, yedi yaşına kadar her sağlıklı çocuk gibi büyüdü. Fakat yedi yaşında o yıl Sivas'ta salgın olan çiçek hastalığına yakalanarak sağ gözünü kaybetti. Bir müddet sonra da sol gözüne perde indi.
Babası sol gözündeki perdeyi aldırmak için şimdi Yozgat iline bağlı Akdağmadeni'ndeki göz doktoruna götürmeye karar verir. Ancak kader, oyununu oynamaya devam eder. Bir gün anası inek sağarken Veysel de onu seyre dalar. O sırada babası, Veysel'in arka tarafından yanlarına doğru gelir. Veysel, babasının geldiğini duymaz. Babasının "Veysel" diye seslenmesiyle arkaya döner. Arkaya dönmesiyle birlikte babasının koltuğunun altındaki övendire (ucu çivili sivri değnek) Veysel'in sol gözüne saplanır. O gözünü de maalesef kaybeder. Veysel bu olayı:
Genç yaşımda felek vurdu başıma
Aldırdım elimden iki gözümü
Yeni değmiş idim yedi yaşıma
Kayıb ettim baharımı yazımı
diyerek hüzünle hatırlayacaktır.
Peşpeşe gelen bu aksilikler sonucu babası, Veysel'i avutmak için halk şairlerinin şiirlerini ezberleterek oyalamaya çalışır. Veysel sever şiirle uğraşmayı... Köylerine gelen halk ozanlarını büyük ilgiyle dinler, onlara yakınlık duyar. Onun bu durumu babasının gözünden kaçmaz. Derdini unutsun diye Veysel'e bir saz alır. Veysel sazla uğraşmaya, çalmaya başlar. İlk saz dersini babasının yakın arkadaşı Çamşıhlı Ali Ağa'dan alır.
Bu arada Veysel'in yaşı da gittikçe ilerler. Ailesi onu evlendirmeye karar verir. Aynı köyden Esma adlı biriyle evlendirirler. Veysel'in, Esma'dan iki çocuğu olur.
İkinci çocuğu daha on günlük iken anasının memesi ağzına tıkanarak ölür. Veysel yıkılır ama bu yıkılışla da kalmaz. Eşi Esma evden kaçar. Bu da yetmez anne ve babasını kaybeder. Felaket bir kere gelmesin, gelince üst üste gelir. Bu defa da Esma'dan doğan birinci çocuğunu kaybeder.
Bu felaketlerden sonra Veysel, içine kapanır. Kimseyle konuşmaz, görüşmez olur. Tek dostu sırdaşı sazdır. Sazıyla dertleşir, konuşur, ağlar... Veysel'in bu durumu hem akrabalarını, hem de komşularını çok üzer. Bir araya gelip Veysel'i tekrar evlendirmeye karar verirler.