|
SİVAS TARİHİ YERLER MÜZELER |
MÜZELER
Atatürk
Kongre ve Etnografya Müzesi : 1892
yılında Sivas Valisi Memduh Paşa tarafından yapılmıştır.1981 yılına kadar
okul olarak kullanılan bina; onarım ve teşhir tanzimi gerçekleştirilerek,
1990 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır. İçinde; Sivas Kongresine ait
dokümanlar, Atatürk'e ait özel eşyalar, resimler ve yöreye ait etnografik
eserler sergilenmektedir.
Mustafa Kemal Atatürk ve
Heyet-i Temsiliye tarafından 2 Eylül -18 Aralık 1919 tarihleri arasında
"Milli Mücadele Karargahı" olarak kullanılan bina Cumhuriyet tarihimizde çok
önemli ve müstesna bir yer tutmaktadır.
Binanın 12 Rebiulevvel
1310 H. (5 Ekim 1892) tarihinde Sivas Valisi Mazlum Paşazade Mehmet Memduh
Bey tarafından mülki idare binası olarak yaptırıldığını belirten dört
satırlık kitabe, halen Sivas müzesinde bulunmaktadır.
XIX. Yüzyılın Genç
Osmanlı Dönemi sivil mimarlık örneklerinden biri olan yapı, üç katlı ve iç
avluludur. Dış cephelerinde taş, iç mekanlarda ise ahşap ana malzemedir.
Mustafa Kemal Atatürk ve
arkadaşlarına üç buçuk ay süre ile resmi karargah olarak tahsis edilen bina;
Sivas Kongresi içtimalarının burada yapılmış olması Anadolu’daki Milli
Mücadele hareketinin teşkilatlandırılarak millet iradesinin her türlü
baskının, kişi ve zümre idaresinin üstünde olduğunun bütün dünyaya
ispatlanması ve Cumhuriyet yönetiminin temellerinin burada atılmış olması
ile tarihi bir hüviyet kazanmıştır.
Sivas Kongresine 19
vilayeti temsilen 32 üye katılmıştır, ancak illerden seçilerek kongreye
sonradan dahil olan delegeler·nedeniyle bu sayılar değişiklik
göstermektedir.
Yapıldığı tarihten
itibaren okul binası işlevini sürdüren yapı; İdadi, Sultani, Sivas Lisesi,
Kongre Lisesi adları ile anılmıştır,1930 yılındaki bir tadilatla Doğu
cephesindeki esas giriş batı cephesine alınmış çatısı sacla kaplanmıştır.
1981 yılına kadar Lise
olarak hizmet veren binanın Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in direktifleri
üzerine müze haline getirilmesi yolunda girişimlerde bulunulmuştur.1984
yılında Kültür ve 'Turizm Bakanlığı'na devredilen Kongre Binası;
Bakanlığımız Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğünce aynı yıl başlatılan
müze amaçlı restorasyon ve teşhir-tanzim çalışmaları sonucunda: bodrum kat
depoların, laboratuar ve fotoğrafhanenin yer aldığı mekanlar,zemin kat
Etnografya Müzesi,üst kat ise Atatürk ve Kongre Müzesi olarak
düzenlenmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk ve
Heyet-i Temsiliyenin bir müddet karargah olarak kullandıkları ve o
tarihlerde Sultani olan müsamere salonunda 4-12 Eylül 1919 tarihleri
arasında Sivas Kongresinin İştimaları yapılmıştır.
Tarihi Kongre Salonu ve
Atatürk'e ait çalışma ve dinlenme odası, Kongrenin yapıldığı günlerdeki hali
ile muhafaza edilmektedir.
Üst katta ayrıca; kongre
öncesindeki olayların, Mustafa Kemal Atatürk'ün kongre hazırlığı ile ilgili
tamimlerinin ve bildirilerinin sergilendiği salon; o zaman ki muharebenin
temelini oluşturan telgraf odası; Sivas Kongresi ile ilgili tutanakların yer
aldığı salon; merkezi Sivas'ta kurulmuş olan Anadolu Kadınları Müdafaa-i
Vatan Cemiyetine ait bildirileri ve haberleri içeren belgeler ile İrade-i
Milliye Gazetesinin basıldığı salonlar mevcuttur.
Sivas Kongresi sırasında
ve sonrasında Sivas'ta alınan tüm kararlara ait belgelerin; Cumhurbaşkanlığı
Köşkü-Atatürk Özel Arşivi, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı
arşivlerindeki asıllarından alınan örnekleri müzede sergilemektedir.
Atatürk Kongre
ve Etnografya Müzesinde sergilenen tarihi eserler
Atatürk ve Sivas Kongresi ile ilgili tarihi değerler:
Sivas Yörelesi kazılarından elde edilen eserler
TARİHİ CAMİİLER
Ulu Camii :
Kendi adı ile anılan mahallededir. Sivas müzesinde bulunan kitabesine göre
593 H.(1196-1197M.)yılında Kızılarslan Bin İbrahim tarafından
yaptırılmıştır. 31*54m. iç ölçülerinde ve yaklaşık 1674m2'lik bir alana
oturan
dikdörtgen planlı
camiinin üst örtüsü düz dam şeklindedir. Güney duvarına dik olarak uzanan 11
sahanlı asıl ibadet alanında toplam 50 yığma ayak bulunmaktadır.
XIII. yüzyılın ilk
yarısında inşa edilen tuğla örgülü, silindirik gövdeli minaresinde 116
basamakla çıkılmaktadır. Sekizgen kaidesinde kufı yazı şeritleri firuze
renkli sırlı tuğladandır. Gövdede kilitli örgü sistemi aralıksız devam eder.
Kaide, gövde ve şerefe altı firuze renkli çinilerle süslenmiştir.
Kale Camii :
İlimiz Selçuk Parkı içerisindedir. III. Sultan Murat’ın vezirlerinden Sivas
Valisi Mahmud Paşa tarafından 1580 yılında yaptırılmıştır. Asıl ibadet alanı
kare planlı, üzeri yüksek bir kubbe ile örtülüdür. Beden duvarları kesme
taşlarla inşa edilen camiinin kuzeybatı köşesinde yer alan tuğla örgülü
minaresi on altıgendir.
Plan tertibi, mimari
üslubu, süsleme elemanları ve ince uzun, zarif minaresi ile Sivas'taki
Osmanlı camilerinin en güzelidir. Bu camilerimizden başka diğer camilerimiz
ise; Meydan Camii(1564), Aliağa Camii(1589), Alibaba Camii(XVI.Yüzyıl)
sayabiliriz.
Divriği Ulu
Camii ve Darüşşifası
Sivas İlinin Büyük İlçelerinden biri olan Divriği; Hitit İmparatorluğundan
itibaren iskan görmüş önemli bir yerleşim merkezidir. İlçede bulunan zengin
demir madenlerinin Mezopotamya? ya ihraç edilmesi ilçenin zenginliğini
artırmıştır. Bu nedenle ilçe tarihin her döneminde önemli bir yerleşim
merkezi olmuştur.
Roma ve Bizans dönemlerinde de önemini yitirmeyen İlçe; Bizans
devrinde Tepbrike olarak yaygın bir hal almış ve Türklerce Divrik adıyla
anılmıştır.
Mengücekoğullarından Ahmet Şah ile Melike Turan tarafından M. 1228
tarihinde yaptırılmıştır.
Yapılara ait H. 641 M. 1243 tarihli vakfiye bulunmaktadır. Camiye bitişik
olarak inşa edilen darüşşifanın meydana getirdiği dikdörtgen planlı yapı
bloğu, Divriği Kalesi?nin bulunduğu kayalık tepenini güney batı yamacında
doldurularak tesviye edilmiş eğimli bir arazide bulunmaktadır.
Divriği Ulu Camii ile Darüşşifası birbirine bitişik iki ayrı
işlevli yapıdan meydana gelmiştir. Bu eşsiz anıt Anadolu Türk tarihinin en
önemli yapısıdır. Görkemli anıtın yeri siluet olarak çevresine uyumu da
düşünülerek seçilmiştir. Mimari etkileri ouşturan komposizyon, cephe
güzelliği, malzeme seçimi, plastik anıtsal etki, ışık ve gölge yönünden de
üstünlük taşır.
Albert Gabriel " Anadolu Türk Anıtlarının en dikkate değer olanı
Divriği Ulu Camidir" demektedir. Voin Berchem " İslam sanatının en hayret ve
hayranlık uyandırıcı eserlerinden biri Divriği Ulu Camii''dir " demektedir.
UNESCO tarafından 1985 yılında Dünya Kültür Mirası olarak
kabul edilen ve Avrupalı Bilim Adamlarınca ?Anadolu?nun El Hamra?sı? olarak
kabul edilen Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası?nın onarımına yönelik
çalışmalar Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel
Müdürlüğü İle Sivas Valiliği tarafından yapılan protokol gereği
yürütülmektedir
ULUCAMİ VE AHŞAP MİNBERİ
Divriği Ulucami ve Darüşşifası Divriği Kalesi’nin güneyinde, Iğımbat
tepesinin batı eteğinde yükselmektedir. Divriği Ulucami, Kale Camiini
yaptıran Mengücek beyi Şahinşah’ın torunu ve Süleyman Şah’ın oğlu Ahmed Şah
tarafından 1223 yılında yaptırılmaya başlandı. Anıtın baş mimarı Ahlatlı
Hürremşah’tır. Caminin mükemmel bir işçilikle yapılmış olan ahşap minberi,
Tiflisli İbrahim oğlu Ahmed adlı bir sanatkara aittir ve 1240 tarihini
taşımaktadır. Ulucami’nin orijinal vakfiyesinin tarihi ise 1243 olup, anıtın
yapımı oldukça uzun sürmüştü.
UNESCO’nun koruma çalışmaları kapsamında yürütülen “Dünya Kültür Mirası”
listesinde Türkiye’den dokuz doğal ve kültürel varlık bulunmaktadır. 1985
yılında, bu listede yer alan ilk üç varlık içinde olan Divriği Ulucami ve
Darüşşifası, özgün mimarisi, estetik, kültürel ve evrensel değeri ile
ayrıca, 13.yy.da kadın-erkek eşitliğini de simgeleyen bir anıt olarak bu
listeye alınmaya layık görülmüştü. Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan
diğer doğal ve kültürel varlıklar içinde Divriği Ulucami ve Darüşşifası eser
olarak (diğerleri SİT alanıdır) tektir.
MEDRESELER
Şifaiye
Medresesi
Taç kapısı üzerinde yer
alan kitabesinde Selçuklu Sultanı I. İzzettin Keykavus tarafından 1217 M.
yılında inşa ettirildiği yazmaktadır. Anadolu'daki Selçuklu tıp sitelerinin
ve hastanelerin en büyük boyutlusudur. Hastane 48x68 m. ölçülerinde olup
üzeri açık, iç avlusu 22x32 m. ölçülerindedir. 1768 yılında çıkarılan bir
fermanla medreseye çevrilmiş, I. Dünya Savaşı esnasında levazım ambarı
olarak kullanılmıştır. Genç yaşta hastalanan İzzettin Kevkavus vasiyeti
üzerine çok sevdiği Sivas'a yaptırdığı Şifaiye'deki türbeye getirilerek 1220
yılında defnedilmiştir. I. Izzettin Keykavus; bilgin, iyi huylu, şair bir
insandı. Genç yaşta hastalanması sebebiyle tıbba ve hekimlere çok önem
vermiştir. Babası III. Gıyasettin Keyhüsrev, hocası Mecdeddin Ishak, halası
Gevher Nesibe, karısı Mengücekli Behram Şah'ın kızı Selçuk Hatundur.
Binada taş ve tuğla
malzeme karışık olarak kullanılmıştır. Selçuklu yapılarında olduğu gibi taç
kapısı süslemelerine önem verilmiştir. Dışarı doğru taşıntılı taç kapı
alınlığının sağında ve solunda aslan ve boğa kabartmaları yapılmıştır. Taç
kapı da; pencere bordürlerinde, ana eyvan cephesinde Rumi tezyinata önem
verilmiştir. Dikkatle incelendiğinde stilize çift başlı kartal ve kuş
motifleri olduğu ortaya çıkar. Ana eyvanın sağında ay sembolünün içinde
örgülü saçları olan bir hanım başı ve çevresinde kelime-i şahadet yazılıdır.
Ana eyvanın solunda ise; bir güneş sembolü ve ortada bir erkek başı figürü
yer almaktadır. Bugün bu figürler tanınmayacak haldedir. Gerek taç kapı
cephesi, gerek pencereler, gerekse ana eyvan cephesi iç içe geçmiş yıldız
biçiminde zarif motiflerle kaplıdır.
Darüşşifa'nın güney
eyvanı I. İzzettin Keykavus'a türbe olarak ayrılmış ve inşa edilmiştir.
Türbe kare bir plana sahip olup ongen tuğla örgülü bir kasnağa sahip kubbe
ile örtülü ve sivri külahlıdır.
1220 yılında vefat eden
I. İzzettin Keykavus'un sandukasından başka, hanedanına mensup on iki mezar
sandukası daha yer almaktadır. Türbe cephesi, Selçuklu sanatının zengin çini
süslemelerine sahiptir. Süslemede geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi
yazılar, mavi, lacivert, firuze ve beyaz renkleri ile şifa hanenin en önemli
bölümünü oluşturmaktadır. Bu çini süslemeyi yapanın Ahmed Bekirül Marendi
olduğu sağ pencere üzerindeki alınlıkta yazılıdır. Üstteki büyük çini
kabartma kitabede; "Biz geniş saraylardan dar kabirlere çıkarıldık. Malın
mülkün bana fayda vermedi, saltanatım mahvoldu." Fani dünyadan ahrete
yolculuk günü 617 Şevvalin dördü anlamına gelen bir yazı kuşağı yer
almaktadır.1220 tarihli en eski vakfiyeye de sahip olan ve dönemin tıp
öğrenimi yapılması yanında hastane olarak hizmet veren Şifaiye Medresesi
Selçuklu döneminin şaheserlerinden birisidir.
Gök Medrese
Batı yönünde giriş
kapısının yer aldığı ana portal üzerindeki kitabesinden anlaşıldığına göre
1271 yılında Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılmıştır. Taç
kapısının yan sütunca başlıkları üzerinde karşılıklı olarak yazılı imzaya
göre Gök medresenin mimarı Konyalı Kaluyan'dır.
Gök Medrese açık avlulu
dört eyvan şemasının uygulandığı iki katlı olduğu iddia edilen bir
medresedir. Plastik sanatın şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme
nedeniyle ışık gölge sistemi genel görünümünü etkilemektedir. Ayrıca sırlı
tuğla ve mavi çini işçilikli tuğla örgülü minarelerde taç kapıya daha da
önem kazandırmaktadır. Cephenin solunda üç dilimli kemeri, iki satırlık
kitabesi ve üç yönü dolaşan geometrik bordürüyle çeşmesi cepheyi daha
hareketlendirmiştir. Bu hareketliliği sağ ve sol tarafta bezemeli pencereler
ve bekitme kuleler tamamlamaktadır. Medrese taç kapının üst iki köşesinde iç
içe girmiş hayvan başları doldurmaktadır. Koç, domuz, aslan, yılan, ejder
başlarının tanındığı bu kompozisyonda burç işaretlerinin kast edildiği iddia
edilmektedir. Türklerin on iki hayvanlı takvimlerinde de bu hayvanların bir
kısmı mevcuttur.
Türk takviminin
hayvanları da şunlardır; Fare, sığır, pars, tavşan, ejder, yılan, at, koyun,
maymun, tavuk, köpek ve domuzdur.
Minare kaidelerinden
aşağı doğru inen mermer yüzeyde büyük boyutlarda geometrik, yazı ve bitkisel
motifler simetrik durumda ve plastik görünümünde yapılmıştır.
Medreseye girişte sağda
mescidi bulunmaktadır. Ahşap minberi sonradan yapılmıştır. Mihrabın büyük
bir kısmı günümüze kadar gelebilmiştir. Çini ile kaplı olup üzerinde Ayet-el
Kürsi yazılıdır. Üçgenler ile kubbeye geçişin sağlandığı mescidin kubbesi ve
etekleri de çini tezyinatlıdır.
Girişin solundaki kare
planlı kubbeli oda ise Dar-ül Hadis bölümüdür. İç duvarları sıvanmıştır.
Üzeri açık dikdörtgen planlı iç avlunun ortasında bir havuzu olması gerekir.
Bugün yapının içinde bu havuzun mermer taşları hala durmaktadır. Anadolu’da
bilinen en büyük Selçuklu havuzudur. 22 köşeli poligonil bir plana sahiptir.
Avlunun kuzey ve
güneyinde altı sütun üzerine inşa edilmiş bir revak kısmı bulunmaktadır. Bu
revakların gerisinde küçük kapılardan hücrelere girilir. Doğu yönündeki ana
eyvanı yıkılmış yerine mevcut taş ve kitabelerle bir duvar örülmüştür. Kuzey
ve güneydeki yan eyvanların içi çini tezyinatla süslüdür.
Çifte
Minareli Medrese
Taç kapı üzerinde yer
alan kitabesine göre 1271 yılında Vezir Sahip Şemsettin Mehmed Cüveyni
tarafından yaptırılmıştır. XIII. yüzyılın yarısından sonra Anadolu Selçuklu
tarihinde imar faaliyetleri ve dönemin kültür hayatı ile önemli bir devresi
olarak görülür. Bu yüzyılın içerisinde Buruciye Medresesi, Gök Medrese ve
Çifte Minareli Medrese gibi taş, tuğla ve çini sanatının Anadolu da en
önemli yapıtlarını meydana getirmişlerdir.
Bugün doğu yönünde yer
alan medrese girişinin taş süslemeli cephesi büyük boyutları ve tuğla-çini
örgülü iki minaresi ile dikkati çekmektedir. Sivas Gök Medrese Erzurum Çifte
Minareli Medrese ile benzerlik gösteren yapının iki katlı olduğu
öğrenilmektedir.
Ön yüz, ortada iki
minareli taç kapı, iki yanındaki pencere ve köşe kuleleri ile kompoze
edilmiştir. Ön yüzündeki süslemeli pencereler yerleştirilirken bir simetri
aranmamıştır.
Cephedeki taş süsleme ve
oran itibariyle mimari bir olgunluğun yanı sıra aynı süslemeyi tekrardan
kaçınan bir anlayışın hakim olduğu göze çarpar. Böyle bir uygulama ile daha
canlı, hareketli, ışık-gölge oyunlarını kuvvetlice hissettiren bir cephe
elde edilmiştir. Taşın yanısıra sırlı tuğla ve çinilerle bezeli iki minaresi
bu olgun ve doyurucu kompozisyonu renklendirmiştir. Taç kapının solunda, üç
dilimli küçük bir niş içinde bugün okunmayacak kadar tahrip olmuş bir yazı
görülür. Bu yazıda amel-i üstat zorlukla okunabiliyor. Bu yazıdan mimarının
adının yazılı olduğu anlaşılıyor. Kesin olmamakla birlikte Konyalı Kaluyan
veya keluk Bin Abdullah olduğu sanılmaktadır.
Buruciye
Medresesi
1271 M. yılında Anadolu
Selçuklu Sultanlarından III. Gıyasettin Keyhüsrev zamanında Hibetullah
Burucerdioğlu Muzaffer Bey tarafından yaptırılmıştır. İlmiye çalışmaları
için medrese olarak yaptırılmış ve devrin pozitif ilimlerinin okutulduğu
bina olarak uzun yıllar kullanılmıştır.
Sarımtırak renkli
taşların oyma olarak yapılan giriş kapısı ve avlu karşısındaki iç cephe,
devrin Selçuklu taş oymacılığının en güzel örneklerindendir.
Yapı kareye yakın
dikdörtgen planlı olup, üzeri açık avlu etrafındaki sütunlu revaklar ve
bunların gerisinde bulunan hücrelerden oluşmaktadır. Giriş kapısının sol
yanında mavi ve siyah çinilerle süslü türbe hücrede medrese binasını
yaptıran Burucerdioğlu Muzaffer Beyin ve çocuklarının mezarları
bulunmaktadır. Vakfiyesinden binada bir de kütüphane bulunduğu
anlaşılmaktadır. Mukarnas kavsaralı bir nişin belirlediği taç kapıda dışa
taşıntılı rozetler dikkati çekmektedir. Cephenin her iki köşesindeki demet
payelerden oluşan köşe kuleleri yazı kuşağı ve pencereler cepheyi
zenginleştirmektedir. Taş işletmeciliğinde ağırlığın taç kapıda yer aldığı
görülür. yıldız, rumi ve geometrik motifler yüzeysel ancak bir dantel gibi
işlenmiştir.
SİVAS KONAKLARI
Hükümet
Konağı: Sivas
Valisi Halil Rıfat Paşa tarafından 1884 yılında yaptırılmıştır.
Kongre
Binası : Ulu
Önder Atatürk'ün 4 Eylül 1919'da Sivas Kongresini yaptığı tarihi bina 1894
yılında yaptırılmıştır.
Jandarma
Binası :
Sivas Valisi Reşit Akif Paşa zamanında, 1908 yılında jandarma dairesi olarak
yapılmıştır.
Ziyabey
Kütüphanesi:
Sivas'ın ileri gelenlerinden Yusuf Ziya Başara tarafından 1908 yılında
kütüphane olarak yapılmıştır.
Bunlardan başka; İnönü
Müzesi, Göğüs Hastanesi, Sanat Okulu, Eski Öğretmen Okulu, Yarı Açık
Cezaevi, Alibaba Tekkesi gibi örnekler sayılabilir.
Sivas Kalesi
: Yapıldığı
tarih kesin olarak bilinmemektedir. Roma, Bizans, Danişmend, Selçuklu, Kadı
Burhaneddin Devleti ve Osmanlı dönemlerinde tamir edildiği kaynaklarda
yazılıdır. Aşağı ve yukarı kale olmak üzere iki kısımdır. Aşağı kalenin
çevresi 7500 m. yüksekliği 25 metredir. Kesme taştan inşa edilen sur
duvarları, kuleleri ile Kayserikapı, Palaş, Tokmakkapı, Cancun, Salpur gibi
şehre giren demir kapıları mevcuttur. Yukarı kale ise; şimdiki Kale Park
diye tabir edilen yerdir. Çelebi Sultan Mehmed tarafından büyük çapta
onarılan kalede sur duvarları, iki kapısı, üzerinde bir camii, zahire
ambarları, sarnıç ve cephaneliği bulunmakta idi. Her şeyi ile mükemmel olan
kaleden bugüne hemen hemen hiç iz kalmamıştır.
İnönü Konağı
Şehir merkezinde İnönü Mahallesindedir. Türkiye nin 2.Cumhurbaşkanı İsmet
İNÖNÜ NÜN 1891-1897 yılları arasında orta öğrenimini Sivas ta yaptığı
sıralarda oturmuş olduğu tipik bir Sivas evidir. İki katlı ahşap yapının bir
de bodrumu bulunmaktadır. Yapı kırma çatılı, oluklu, kiremit kaplıdır.
1945 yılında Sivas Belediyesince satın alınarak İnönü Müzesi adı altında
ziyarete açılan müzenin çocuk bahçesi olarak kullanılan büyük bir bahçesi
vardır. Müzede; bölgenin tarihi değer taşıyan silah, bakır, küçük el
sanatları, sikkeler ve İnönünün fotoğrafları ile evde kaldığı zaman
kullandığı eşyalar, ayrıca Gürün şalları, üç etek elbiseler ve el işlemeli
etnografik eserler sergilenmektedir. Konak (Müze) Sivas Valiliği, İl Özel
İdaresince Sivas Belediyesinden 2000 yılı içerisinde satın ve devir alınarak
restorasyonu tamamlanmıştır.
Akaylar Konağı
24 Mart 2004 tarihinde
Cumhuriyet Üniversitesince 10 yıllığına Kültür ve Turizm Bakanlığı ndan
devralınan tarihi Akaylar Konağı sanat evine dönüştürülerek kullanılmaya
başlanmıştır. Konak 1870 li yıllarda iki kat olarak yapılmıştır. Konak
Cumhuriyet Üniversitesi nin şehir içerisinde bulunan bir bağlantısı görevini
de üstlenmektedir.
Osman Ağa
Konağı
Orta sofalı tipik
Osmanlı mimari özelliklerini taşıyan konak, haremlik - selamlık kısmından
oluşmakta ve iki katlıdır.
19 Mayıs 2003 tarihinde Sivas Valiliğince onarımına başlanan konağın onarımı
15 Aralık 2003 tarihinde tamamlanmış, 09 Şubat 2004 tarihinde Sivas Hizmet
Vakfı Genel Merkezi olarak kullanılmak üzere hizmete açılmıştır.
Onarım çalışmalarında Konağın özelliklerini kaybedilmemesine azami itina
gösterilmiştir.
Konak haftanın yedi günü ziyarete açıktır.
Susamışlar Konağı
Bugünkü konağın girişinin üstündeki köşk kısmı ile Konağın önündeki çeşme
1815 yılında Benderli Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı Döneminde
bilhassa 17. ve 18. asırlarda Konağın müştemilatının daha fazla olduğu
bilinmektedir. O dönemlerde yazlık ve kışlık odalar, mutfak, kiler, çardak,
yolcular için misafirhane (Han), ambar, iki ahır, samanlık, kapıcı odası,
fırın ile çeşme, avlu ve bahçesi bulunuyordu. Zamanla fonksiyonunu
kaybetmesi ile birlikte bu gün sadece Konak bölümünün kaldığı
anlaşılmaktadır.
Konak7anabölümdenoluşmaktadır.
Bu haliyle Belediye tarafından restore edilerek eski ihtişamına kavuşturulan
konak Ali Baba ailesinin son sakinlerinden olan Susamışların ( Mehmet Nuri
Susamış ve oğulları) adına izafeten Susamışlar Konağı olarak
adlandırılmıştır. Farklı mimarisiyle yerli ve yabancı turistlerin ilgisini
üzerinde toplayan konak haftanın 7 günü ziyarete açıktır.
HANLAR
Taş Han
Behrampaşa
Hanı : 1573
yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme taş malzemeli,
iki katlı ve ortası açık avlulu olarak inşa edilen hanın birde ahır kısmı
mevcuttur. Güney yönünde dışa taşıntılı, sivri kemerli bir girişi ve bu
girişin üzerinde üç dilimli kemere sahip iki penceresi vardır. Pencerelerin
sağ ve solunda aslan motifi işlenmiştir. Halk arasında Taş Han olarak da
bilinmektedir. Sivas'ta bundan başka, Taşhan, Subaşı Hanı, Çorapcı Hanı gibi
önemli bazı hanlarda mevcuttur.
HAMAMLAR
Kurşunlu
Hamamı :
Sivas'ın en büyük hamamıdır. 1576 yılında Sağır Behram Paşa tarafından
yaptırılmıştır. Kadın ve erkek olmak üzere bitişik olarak inşa edilmiş bir
çifte hamamdır. Klasik Osmanlı hamamlarının tüm belirgin özellikleri bu
hamamda görülür. Kesme taşlarla İnşa edilen hamam bir zamanlar tuz deposu ve
bir aralık erkek kısmının soyunmalık kısmı cami olarak kullanılmıştır. 1950
yılında esaslı bir şekilde onarılarak kullanılır hale getirilmiştir.
Sivas’ta bulunan başka
önemli olarak; Meydan Hamamı, Kale Hamamı kalıntısı, Mehmet Ali Hamamı, Eski
Paşa Hamamı, Çay Hamamı (Sütlü Hanım) ve Şirinoğlu Hamamlarını da
sayabiliriz.
ÇEŞMELER
İlimizde tarihi çeşme
sayısı hayli azalmıştır. Bunlardan mevcut ve önemli olanları; Şeyh Çoban ve
Şehit Orhan Tunçgöz Çeşmesidir. Kepenek çeşmesi ve kepenek suyu meşhurdur.
TÜRBELER
Ahi Emir
Ahmed Türbesi :
Tokmakkapı Mahallesinde Kurşunlu Hamamı karşısındadır. XIV. yüzyılın ilk
yarısında Ahi Emir Ahmed için yaptırılmıştır. Kare kaide üzerinde yükselen
sekizgen gövdesi ve pramidal külahı ile tamamı kesme taştan inşa edilmiştir.
XIV. yüzyılın ilk yansında Sivas'ta esnaf teşkilatı olan Ahiliğin önemli bir
yeri olduğunu ispatlamaktadır.
Güdük Minare
: Kare kaide
üzerine, silindirik tuğla örgülü bir gövdeye sahip oluşu ve kısa bir
minareye benzemesinden dolayı halk dilinde "Güdük Minare" adıyla şöhret
bulmuştur.1347 yılında vefat eden Ertanoğullarından Şeyh Hasan Beye aittir.
Abdülvahabi
Gazi Türbesi :
Türbe ve tekkeler içinde özel bir yeri ve önemi bulunan Abdulvahabi Gazi
Türbesi Sivas'ta halkın çok önem verdiği ve ziyaret ettiği türbedir.
Abdulvahabi Gazi Anadolu'nun fetih devri evliyasındandır. Kötü
alışkanlıklarını terk etmek, bela ve uğursuzluktan kurtulmak isteyenlerin
dua ettikleri yüz sürdükleri ve şifa buldukları bir türbedir.
Şemseddin
Sivasi Türbesi :
Atatürk caddesi üzerindedir. Kanuni Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Koca
Hasan Paşa tarafından 1564 yılında yaptırılan Meydan Camiinin kuzeybatı
yönünde camii avlusu içerisinde yer almaktadır.
Türbenin duvarları kesme
taştan olup, iki bölüm halinde 1600 yılında inşa edilmiştir. Dıştan sekizgen
bir kasnağa sahip tek kubbeli birinci kısmında Şemseddin Sivasi'nin, ikinci
kısımda ise 20 adet sanduka bulunmaktadır.
Şemseddin Sivasi
Tokat'ın Zile ilçesindendir. Kırka yakın eser sahibi alim, fazıl ve arif zat
olup, Halvetiye Tarikatına bağlı Şemsiye kolunun kurucusudur.
Sivas il merkezinde
diğer türbeler ise; Şeyh Çoban Türbesi (XIV. yüzyıl ortaları), Şeyh Erzurumi
Türbesi, Kadı Burhanettin Türbesi, İncili Hanım, Mum Baba, Süt Evliyası,
Akbaş Baba gibi önemli Türbeleri sayabiliriz.
KÖPRÜLER
Eğri Köprü :
Sivas'ın 3 km. güneydoğusundadır. Sivas-Eski Malatya yolu ve Kızılırmak'ın
üzerinde 18 kemerli olan bu köprü ile geçilir. Uzunluğu 179.60m. eni 4.55
m'dir. Aynı doğrultuda olmadığı için Eğri Köprü denilmektedir. Kitabesi
olmadığı için hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.
Özel İdare tarafından restore edilip trafiğe kapatılmıştır.
Bundan başka önemli
olarak Kesik Köprü, Yıldız Köprü ve Boğaz Köprülerini sayabiliriz.
SİVAS ANTİK
Sivas İli, tarihi
çağlardan günümüze Anadolu'nun ortasında büyük ve önemli bir şehir olma
özelliğini her zaman korumuştur. Sivas İli, Anadolu'da kurulan bir çok
devletin önemli kültür merkezlerinden biri olduğu gibi, aynı zamanda bir çok
devlete başkentlik yapmıştır.
Sivas İli, Doğu Anadolu
ile Batı Anadolu'yu birbirine bağlayan, Mezopotamya ile Anadolu'yu
birleştiren (Sivas-Malatya)tarihi ticaret ve kervan yolu üzerinde bulunması
nedeniyle, önemli konuma sahip bir yerleşim yeridir. Bu nedenle, Anadolu'da
medeniyet kurmuş bir çok ulusun hakimiyeti altında kalmıştır. Sivas,
Anadolu'nun en eski ve önemli şehirlerinden biridir. Sivas ve havalisinde
bazı mıntıkalarda tarih öncesi çağlara ait tümülüs, hüyük, mağara duvar
sanatına ait resim ve heykeller ve çeşitli insan ve hayvan heykelleri
bulunmuştur. Kazı ve araştırmalarda elegeçen buluntular, yörede ilk
yerleşimin Neolitik Çağ'a (M.Ö. 8000-5500) uzandığını gösterir.
Sivas'ın ilk kurulduğu
Yer Bugün il merkezinin bulunduğu yerin, şehrin ilk kuruluş ve yeri bölgesi
olup olmadığı hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Yapılan kazı ve
araştırmalarda ele geçen buluntulara göre, şehrin ilk yerleşim olarak kayda
değer iki görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden birisi, şehr yerleşim yeri,
bugünkü şehir merkezinin doğusunda ve 8 km uzaklıktaki Kızıl kavraz köyü
bölgesi olduğu söylenmektedir. Diğer bir görüş ise yine Kızılırmak
kenarındaki Hanyazı bölgesidir. Kızılırmak'ın su taşkınlıklarından korunmak
için halkın bu bölgeyi terkederek, bugünkü kalenin bulunduğu bol
yerleştikleri sanılmaktadır. Sivas şehrinin kuruluş yeri ve tarihi
bilinmemektedir. Şehrin ilk kuruluş yerinin Sivas'ın 16 km . doğusunda Kızıl
Gavras Köyü'nde olduğu şeklindeki bir bilgi 1 doğrulanamamakta, bu kuruluş
mevkiinin bugünkü Sivas şehir merkezinde olduğu hususu, daha doğru bir görüş
olarak kabul edilmektedir. 2 Bu yöredeki kazılarda bulunan eşyalar, Sivas
şehrinin varlığının taş ve bronz çağlarına kadar uzandığım göstermektedir.
Yine bu kazılara göre Sivas'ın Hitit hakimiyeti altında bulunduğu
anlaşılıyor. Bu sebeple Sivas'ın tarihî gelişiminin Roma devri öncesinde
Protohititlere kadar uzandığı söylenebilir. 34 Gerek şehir merkezinde ve
gerekse yakın yörelerde, ilçelerde ve bağlı köylerde rastlanan
buluntulardan, ilk çağlarda buralarda yerleşim merkezterinin kurulmuş
olduğuna dair bir çok kalıntılara rastlanmaktadır.
ÖREN YERLERİ VE
SİT ALANLARI
Sivas'ın bugünkü
sınırları içerisinde yer alan Hafik Gölü, Pılır Höyüğü, Zara Tödürge Gölü
kıyısındaki Tepecik Höyüğü ile Kangal ilçesi Çukur Tarla ve Kavak nahiyesi
Höyük değirmeninde Prehistorik buluntular elde edilmiştir. Yıldızeli Argaz
Höyük ve çevresinde Kalkolitik çağ (maden taş devri M.Ö. 5000-3500) ile Tunç
Devri (M.Ö. 3000-1500) buluntuları elde edilmiştir. Merkez Tatlıcak Köyü ile
Uzuntepe Köyündeki Höyükler, Divriği Maltepe Köyünde bulunan höyük ve Gürün
Şuğul vadisindeki Hititçe yazılar başlıca Hitit yerleşim alanlarıdır.
Anadolu'da devlet kurdukları bilinen ilk millet Hititlerdir. Hititler,
doğudan gelerek Anadolu'ya yerleşmiş olan Ari ırklardan biri idi.
Sivas'ın yazılı tarihi
M.Ö. 2000 li yıllardan öncedir. Sivas'ın tarihi, Hititler'den önce gelen,
fakat bu kavimle aynı olan kimi kaynaklarca Prtotohititler olarak
adlandırılan Ön Hititler ile başlamaktadır. Tarihi kayıtlara göre Orta Asya
kökenli oldukları ileri sürülen Ön Sümerler (Subarlar) ve Sümerler, Neolitik
çağda Fırat'ın yukarı kısımlarına kadar hakim olmuşlardı. Anadolu'ya gelen
Proto Hititler île birlikte Hititler'in kurduğu ilk büyük devlet ve
medeniyete öncülük etti. Sümer împaratorluğu'nun yıkılışından bir süre sonra
Orta Anadolu'da Hitit Devleti teşekküle başladı. Hititler'den daha önceki
tarihlerden başlamak üzere Doğu ve Güneydoğu bölgesi, bilinen ilk tarihi
itibariyle, güneyden gelen Sami asıllı kütlelerin akınlanna maruz kaldığı
gibi, Hititler zamanında da Keldani kavimlerinden oluşan bazı koloniler
varlıklarını devam ettirdiler. Ancak bunların varlığı devamlı bir hakimiyet
tesisiyle neticelenmedi.
M.Ö. 2. bin başla rına
tarihlenebilen bir sap delikli balta, Hitit İmparatorluk çağına tarihlenen
dört kol cuklu balta ile M.Ö. 2. bin sonlarına ait Luristan kökenli merasim
baltası, Şarkışla definesinde olduğu gibi, yörenin M.Ö. 2. bin
madenciliğindeki yerini bir kez daha ortaya koymaktadır. Yörenin Hitit
İmparatorluk çağına ait önemli merkezleri bulunduğuna işaret eden, Hitit
devle tinde önemli bir mevki olan sâkîliğe yüksel miş bir sahsa aittir.
Sivas'ın Kelkit vadisinin geçtiği ku zey yörelerinden getirilmiş olan bir
grup mahmuzlu tunç oku cu da M.Ö. 6.-7. yüzyıllarda bu yörenin yüzey
Karadeniz step kavimlerine de ev sahipliği yapmış olabileceğini ortaya
koymaktadır.
Sivas yöresinin kültürel
geçmişine ilişkin araştırmaların sınırlı sayıda olmaları na karşın yörenin
Neolitik dönemlerden itibaren iskan edildiği ve bazı dönemlerde si yasi
açıdan önem kazandığı anlaşılmakta dır. Coğrafi yapısı gereği Sivas yöresi
Orta Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz böl geleri arasında yer alması
nedeniyle, üç coğrafyanın geçiş bölgesi konumunda bu lunmaktadır. Doğuda
Yukan Fırat havzasına kadar uzanan ve Yukan Kızılırmak havzasını kapsayan
Sivas ili, arkeoloji literatü ründe "Doğu Kapadokya" olarak da ad
landırılmaktadır. İlin kuzey bölümünden geçen Kelkit vadisi de İç Karadeniz
Bölgesine girer.
Hafik ilçesi Sofular
Köyünün Kuzey tarafındaki Zölük Mevkiindeki Gavurtepesi olarak bilinen
tepenin üzerinde Zölük mevkiindeki yerleşim yeridir.Üzerinde bulunduğu
tepenin kuzey ve batı kısımları dik yamaçlı olup yerleşim güney ve güneydoğu
ile tepe kısmındadır. Yüzeyden toplanan el yapımı ,perdahlı, astarlı basit
ağızlı kaideli özellikteki ve formdaki seramikten yerleşimin Kalkolitik ve
Eski Tunç Çağı'na ait olduğu anlaşılmaktadır..
Gürün ilçesi Göbekören
Köyünün kuzeyinde olup köy evlerine yakındır.Yaklaşık 9 m . Yüksekliğinde ve
2 kademeli olarak 100 m . civarında bir uzunluğa sahiptir. M.Ö. 3.2.1. bin
ve daha sonra Ortaçağa kadar uzanan bir dönemde iskan görmüştür.
Sarıca Köyünün yaklaşık
5 km . Kuzeybatısında yeralan Külhöyük 9m. Yükseklikte ve büyük ölçekli bir
höyüktür. Etrafı tarım arazileri ile çevrilidir. KülHöyük 3000-1000.
yıllarında ve Helenistik, Roma ve Bizans devirlerinde iskan görmüştür.
Yukarı Sazcağız
(Çamlıca) Köyü Aratma Tepesinde bulunan 22 M . Taban çapında olan tümülüs
irili ufaklı taşların yığılması ile meydana getirilmiştir.
Yılanhöyük Köyü
içerisinde, köy evlerinin kuzeybatısındadır.Yuvarlak tabanlı olup konik
şekilde yaklaşık 15 m . Yükselmektedir. Üst kısmın kuzey tarafından önemli
ölçüde toprak alınarak tahribat yapılmıştır. M.Ö:3000-2000 ve Helenistik –
Roma dönemlerinde iskan görmüştür.
Taşlı hüyük Köy
yerleşiminin doğusunda kayalıklı doğal tepe üzerinde taş höyük (Küçük çaplı
bir höyüktür. Yanında bir su kaynağı mevcuttur) M.Ö. 3000 yıllarında ve Orta
Çağda iskan yerleridir.
Yazyurdu Bucak
merkezinde yer alan evlerin doğusundaki tümülüs, Gürün- Kayseri Karayolunun
batısında doğal bir tepe üzerindedir. Bizans döneminde yerleşim görmüştür.
Yenibektaşlı köyünün 2,5
Km .kuzeydoğusunda Kürkçü köyüne giden yolun hemen kenarındadır. Kale,
etrafı tarım arazileri ile çevrili doğal bir tepe üzerindedir. Tepe üzerinde
kale mimarisine ait temel kalıntıları izlenebilmektedir. Roma ve Orta çağ
dönemlerinde iskan görmüştür.
Beypınarı köyünün
güneybatısındaki doğal kayalıklı tepe üzerinde kurulmuştur. M.Ö. 2000 li
yıllarda ve Orta Çağda iskan görmüştür.
Kervanmağara köyündeki
Kaya Mağaraları ve Höyük, Mağara Köyüne giden yolun batısındadır. Köyün 200
M . Kadar güneyinde yoldan itibaren dik olarak yükselen 20- 25 M .Ö.
yükseklikteki kayalığın güneydoğu kısmındadır. Kayalar oyularak yapılan
yerleşmenin dışında ayrıca höyük yerleşimi de vardır. M.Ö. 3000 ve Roma
döneminde iskan görmüştür.
İncesu Höyüğü: Köyünün
doğusunda Gürün-Kayseri asfaltına dik olarak uzanan doğal bir tepe
üzerindedir.Güneyde alçalan tepe kuzey uçta daha yüksek olup üzeri düzdür.
Ortaçağda iskan görmüştür.
Höyüklüyurt Köyünün
içerisinde yaklaşık 20 m . Yükseklikte kayalık bir doğal tepe
üzerindedir.Küçük çaplıdır.Kuzey kısmı tamamen kayalıktır. Geniş ovaya hakim
olan bu kayalığın eteklerinde yerleşim kurulmuştur.Ortaçağda iskan
görmüştür.
Davulhöyük yassı bir
doğal kayalık üzerinde ve kayalığın kuzey ucunda yer almaktadır. Höyüğün
bulunduğu tepenin doğusunda Davulhöyük köyü mevcut olup diğer kesimlerinde
tarımsal arazi mera ve hali arazi yeralır. Helenistik ve Roma çağında iskan
görmüştür.
Göbekören Köyü kalesi,
Köyün kuzeyinde olup köy evlerine yakındır.Yaklaşık 9 m . Yüksekliğinde ve 2
kademeli olarak 100 m . civarında bir uzunluğa sahiptir. M.Ö. 3.2.1. bin ve
daha sonra Ortaçağa kadar uzanan bir dönemde iskan görmüştür.
Böğrüdelik köyünde Sivas
Gürün asfaltının 200 m batısında köyün 3 Km . güneyinde yeralan höyük,
Tahribat yoktur.
Sarissa
İlimiz Altınyayla ilçesi
Başören Köyünde bulunan ve Kuşaklı Örenyeri olarak Bilinen "SARİSSA" şehri
dünya tarihinde 4 Büyük İmparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden
biridir. Dünyanın devletler arası ilk antlaşması olan ve Mısırlılarla
Hititler arasında yapılan Kadeş Savaşı ( M.Ö. 1285 ) sonucu yapılan
antlaşmada Sarissanın Fırtına Tanrısının şahitliğinden söz edilmektedir. M.Ö.
1500 ve 1400?lü yıllarda önemli bir yerleşim merkezi olan ve Hitit
Krallarının Başkentleri Boğazköyden gelerek yazlık çalışmalarını
yürüttükleri Kuşaklı Yerleşimi, yurdumuzda tablet buluntusu veren 5.
merkezdir. Hitit yazılı metni olan tabletlerin 6. merkezi de ilimiz
Yıldızeli ilçesi Kayalıpınar Köyündeki "HARABE" ören yeridir.
1650 metre yüksekliğinde bulunan Sarissa şehri 1950 adımlık sur kalıntıları
ile önemli bir yerleşim yeridir. Şehre giriş, sur üzerinde bulunan 4 kapıdan
sağlanmaktadır. 1993 yılında Sivas Müze Müdürlüğü adına başlatılan
arkeolojik kazılar 1994 yılından itibaren Almanya Marburg Üniversitesi adına
Prof. Dr. Andreas Müller KARPE Başkanlığındaki bir ekip tarafından
yürütülmektedir. 10 yıldır yapılan kazılarda şimdiye kadar bilinen en büyük
Hitit Tapınaklarından C binası ile Kralın Sarayı ve şehrin güney ve
kuzeybatı sur kapıları ortaya çıkarılmıştır. C Binasında restorasyon
çalışmalarına başlanmıştır. Şehrin kuzeybatı sur kapısı altında yer alan
savunma ve sulama arnaçiı Hitit Barajı duvarlarının açığa çıkarılması ve
şehrin tepe noktasında yer alan türnülüsteki kazılar 2003 yılında yapılmış
durumdadır. 10 yıldır yapılan kazılarda ele geçen Hitit İmparatorluk dönemi
Kültür Varlıkları Müze Müdürlüğümüzde koruma altına alınmaktadır. Bunlardan
en önemlisi olan Çiftbaşh Boğanın ( Adakkabı - Riton ) bir örneği de Ankara
Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunmaktadır.
Sarissa şehrinin içme ve kullanma suyunu sağlayan ve Büyük İmparatorluk
döneminde { M.Ö. 1500 - 1400 ) yapılmış olan SUPPJTASSU Gölü ( Gölgediği )
şehrin yaklaşık 2 Km güneyindeki Kulmaç Dağları eteğinde yer almakta olup,
Hitit Krallarının Başkentleri olan Çorum ilindeki Boğazköyden buraya
geldiklerinde yapmış oldukları dini seremonilerde ve Fırtına Tanrısı ile
özleşmiş kutsal bir alandır. Hitit yazılı metinlerinde geçen kutsal HUVAŞİ
TAŞI da bu alanda yer almaktadır.
Altınyayla ilçesi Başören köyünün doğu yönünde kuşaklı mezrasının kuzeyinde
yeralan höyük, Çevresini oluşturan surdan dolayı kuşaklı olarak
isimlendirilmiş büyük bir yerleşim yeridir. 1993 yılından itibaren ilmi
kazılar devam etmektedir.Kazılar sonucu höyüğün Hitit İmpatorluk döneminde
ve 1. binde iskan gördüğü ortaya çıkmıştır.
Altınyayla ilçesi
Başören köyünün 2 km . Batısında bölüşük deresinin oluşturduğu derenin
kenarında yer alan Külhüyük, Etrafı tarım arazisi ile çevrilidir.Yaklaşık
10x 50 m . .boyutlarında olup geç Kalkolitik , E.T.Ç. ve Geç Tunç çağı ve
Helenistik dönemde iskan görmüştür.
Altınyayla ilçesinin
Başören köyü Akkuzulu mezrası ve halen arkeolojik kazıların sürdüğü kuşaklı
höyüğünün güneyinde, Hitit barajı ve Açıkhava tapınağı yer almaktadır. mezra
yaklaşık 1,5 Km . uzaklıktadır. Kuşaklı höyüğünün içme suyunun karşılandığı
ve dinsel ayinlerin yapıldığı bir alandır.Güney kısmı kayalık ve dik
yamaçlardan oluşan bir düzlükte taşlarla set yapılarak gölet
oluşturulmuştur.Göletin batı tarafında Hitit yazılı metinlerinde geçen
“Huwaşi Taşı” nın bulunduğu tapınma alanının mimari öğeleri , kuzeyde suyun
tahliye edildiği taştan örülen kanallar , doğu ve batı yönde bazı mimari
kalıntıların izleri görülür.Kuşaklı Hitit Kral'ının burada bazı dini
törenlere katıldığı Hitit Yazılı metinlerinden anlaşılmaktadır.
Gün, sadece bugün
değildir. Bugünün dünü vardır; yarını da olacaktır. Zaman denilen mevhum, üç
gündür. Dün, bugün ve yarın. Dünün değerleri, bugünün birikimleridir.
Gelecek, ancak geçmişin ölçüleri üzerinden şekillendirilebilir. Geçmişin
kriterleri geleceğin karizmasını doğuracaktır.
İlimiz Altınyayla ilçesi
Başören Köyünde bulunan ve Kuşaklı Örenyeri olarak Bilinen "Sarissa" şehri
dünya tarihinde 4 Büyük İmparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden
biridir. Dünyanın devletler arası ilk antlaşması olan ve Mısırlılarla
Hititler arasında yapılan Kadeş Savaşı ( M.Ö. 1285 ) sonucu yapılan
antlaşmada Sarissa'nın Fırtına Tanrısının şahitliğinden söz edilmektedir.
M.Ö. 1500 ve 1400'lü yıllarda önemli bir yerleşim merkezi olan ve Hitit
Krallarının Başkentleri Boğazköyden gelerek yazlık çalışmalarını
yürüttükleri Kuşaklı Yerleşimi, yurdumuzda tablet buluntusu veren 5.
merkezdir. Hitit yazılı metni olan tabletlerin 6. merkezi de ilimiz
Yıldızeli ilçesi Kayalıpınar Köyündeki " Harabe" ören yeridir.
1650 metre yüksekliğinde
bulunan Sarissa şehri 1950 adımlık sur kalıntıları ile önemli bir yerleşim
yeridir. Şehre giriş, sur üzerinde bulunan 4 kapıdan sağlanmaktadır. 1993
yılında Sivas Müze Müdürlüğü adına başlatılan arkeolojik kazılar 1994
yılından itibaren Almanya Marburg Üniversitesi adına Prof. Dr. Andreas
Müller KARPE Başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmektedir. 10 yıldır
yapılan kazılarda şimdiye kadar bilinen en büyük Hitit Tapınaklarından C
binası ile Kralın Sarayı ve şehrin güney ve kuzeybatı sur kapıları ortaya
çıkarılmıştır. C Binasında restorasyon çalışmalarına başlanmıştır. Şehrin
kuzeybatı sur kapısı altında yer alan savunma ve sulama arnaçiı Hitit Barajı
duvarlarının açığa çıkarılması ve şehrin tepe noktasında yer alan
türnülüsteki kazılar 2003 yılında yapılmış durumdadır. 10 yıldır yapılan
kazılarda ele geçen Hitit İmparatorluk dönemi Kültür Varlıkları Müze
Müdürlüğümüzde koruma altına alınmaktadır. Bunlardan en önemlisi olan
Çiftbaşh Boğanın (Adakkabı-Riton) bir örneği de Ankara Anadolu Medeniyetleri
Müzesinde bulunmaktadır.
Prof. Dr. Andreas Müller
Karpe, Sivas’ın Karpe ilçesine bağlı Başören Köyü Akkuzulu mezrasında M.Ö
1400’lü yıllarda Hititler döneminden kalma Sarissa’da, 1992 yılından
itibaren yürütülen kazı çalışmalarına öncülük ediyor. Arkeolog olan Türk eşi
Vuslat Müller Karpe ve 5 öğrencisiyle antik kenti gün ışığına çıkarmaya
çalışan Prof. Dr. Karpe, toplam 38 kişilik ekibiyle, yaklaşık 6 hafta
sürecek kazı çalışmalarına başladı.
Her yaz döneminde Sarissa’ya gelen Prof. Dr. Karpe, Sarissa’da 1992
yılında yüzey etüdü yaptıklarını, 1993 yılında da kazı çalışmalarına
başladıklarını belirterek, 18 hektarlık alana sahip olan kentin önemli bir
bölümünü ortaya çıkardıklarını söyledi.
Sarissa’nın Hititlerin en büyük kentlerinden biri olduğunu ifade eden
Prof. Dr. Karpe, kazı çalışmalarıyla önemli bir Hitit merkezini ortaya
çıkardıklarını, kentin tüm bölümlerine ulaşmayı hedeflediklerini anlattı.
HİTİTLERİN İLK AHIRINI BULDUK’
Çalışmalarda şimdiye dek büyük bir tapınağa, bir mektuba, çömlekten
yapılmış ‘ikiz boğa Rhyton’ heykeline ve çeşitli tabletlere ulaştıklarını
belirten Prof. Dr. Karpe, “Kazılar sırasında at iskeletine ve hayvanların su
içtiği bir yalağa da rastladık. O dönemde Sarissa’da bir at ahırı olabilir.
Bu Hitit devri için ilk örnek” diye konuştu. Karpe, eşi ve öğrencileriyle
çalışmanın mutluluk ve gurur verici olduğunu sözlerine ekledi.
SARİSSA TANRISI, KADEŞ ANLAŞMASI’NIN ŞAHİDİYDİ
Kuşaklı Örenyeri olarak bilinen Sarissa, dünya tarihinde 4 büyük
imparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biri. M.Ö. 1285 yılında
Mısırlılarla Hititler arasında yapılan tarihin devletlerarası ilk barış olan
Kadeş Anlaşması metninde, “Sarissa’nın ‘Fırtına Tanrısı’nın şahitlik
etmiştir” ifadesi yer alıyordu. Hitit krallarının, başkentleri Boğazköy’den
gelerek, yazlık çalışmalarını yürüttükleri yer olarak bilinen Sarissa,
kayıtlarda dini seremonilerde Fırtına Tanrısı ile özdeşleşmiş kutsal bir
alan olarak yer alıyor.
|